9 Ekim 2024 Çarşamba

34 - Kaf Suresi

Kaf! Diyor, sonra yemin başlıyor.

Bu surede yemin, şanı yüce, ilahi cömertlikle dolu Kur’an üzerine ediliyor.

İş sanıldığı gibi değilmiş. (Artık anladık bunu) Kendilerine aralarından bir uyarıcı geldiğinde şaşırmışlar ve “acayip bit şey bu” demişler. Kimmiş böyle diyenler? Küfre batanlar. 

Sadece soruyorum, bugün aramızdan biri elçi gelse, ona cephe alacak tayfanın çoğunluğu kimlerden olur? Seküler tayfa mı? Dinci tayfa mı?

Herkes kendi cevabını versin. 


Öldükten sonra diriltilme olayına inanmamaya devam ediyorlar. “Hem de toprak olduktan sonra, yok artık yani yaaa!” Gibisinden triplere girmişler. Kitap da tane tane, bak göğü biz kurduk, süsleyip nakışlandırdık. Yeryüzünü biz uzatıp yaydık, hayatı yarattık. Su indirdik gökten, onunla hurma ağacı yetiştirdik, rızıklanın diye... anlatıyor.


Bu arada bu ayetlerde göğü kurmak, süslemek, yeri uzatmak gibi pek de günümüz bilimine uymayan fiiller kullanılıyor. Buradan hareket edip, vay efendim Allah bilmiyor mu şunu... diyerek yalanlama yapmak bana çok saçma geliyor. Ne olacaktı, 7.yy bedevisine sicim teorsi üzerinden evrenin oluşumu mu açıklanacaktı?

Daha önce Kur’an’da geçen bir ayetti bilim ile ilişkilendirmenin ne kadar saçma olduğunu söylemiştim. Yeri geldi, tersini de eklemiş olayım.



Bu arkadaşlardan önce Nuh, Semud, Tübba kavimleri, Ress, Ad, Firavun, Lut halkları ve Eykeliler de yalanlamışlar. Sonrası da malum... çığlıklar, yerin dibine geçmeler, taş olmalar...



İkinci yaratım hakkında yapılan açıklama devam ediyor. İlkinden yorulduk mu ki, ikinciyi yapamayalım. E yani aklın yolu bir. Bir yaratıcıya inanıyorsan, onun için sınırlar koymanın bir anlamı yok.

Ha bir yaratıcıyı sen kafanda yarattıysan, o zaman sınırlar koyman normal.

İnsanı yaratmışlar ve şah damarından daha yakınlarmış. Şah damarından yakın olma durumu çok meşhurdur. Belirtildiği ilk ayet burası oluyor.



İnsanın sağında solunda oturup yaptıklarının kaydını tutan melekler de burada, hemen bir sonraki ayette anlatılıyor.

Ya buna inanıyorsanız bile rica ediyorum bunu çocuklarınıza anlatmayın. Çocuğa yaptığının neden kötü bir şey olduğunu anlatın. Başkası bilmese de kötü bir şey yapmaması gerektiğini. Doğru ahlak öğretimi böyle olmalı. Sonra eylemlerin ahlaki değerini kimin ne kadarını bildiğine göre değerlendiren insanlar türüyor. 



Ölüm sarhoşluğu hak olarak geldi. İşte bu, senin kaçınıp durduğun şeydir.(19/50)

Ölümün sarhoşluğumu varmış. Bunu duymaması gereken çok tanıdığım var. Mezarlıklardan “ama kafası çok iyi kanka” nidaları yükselir. İntihar vakalarında inanılmaz artış olur.

Ayrıca kaçınıp duran kim? Kur’an ikinci tekil kişi hitabını genelde Muhammet’e yöneltiyor. O mu ölümün sarhoşluğundan kaçan?



Ve sura üflendi...(20/50)

Ne! Hani, nerede, ne zaman?

Ya bu kitabın bu zaman atlamaları beni öldürüyor. Üflendiğinden falan demiyor, direkt üflendi diyor. Zamanın dışından seslendiği için mi böyle yoksa şiirsel kaygılardan mı bilmiyorum ama anlamak kolay olmuyor yani.

Her benlik yanında bir güdücü ve bir tanık olduğu halde gelirmiş. Yoldaşı yanındakinin hazır olduğunu söylermiş. Sonra “siz ikiniz, tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın!” deniyor. “Durmadan hayrı engelleyeni, azgını, işkilciyi!” O Allah’ın yanına başka ilah koymuş. Artık cehenneme atılacak. Yoldaşının paçaları tutuşmuş “onu ben azdırmadım. Onun kendisi dönüşü olmayan bir azgınlık içerisindeydi.” diyormuş. Oldu olacak “ben yazmadım, kuzenim yazdı” desin. Allah da “huzurumda çekişmeyin, ben size uyarıcıyı çok önceden göndermiştim. Benim huzurumda söz değiştirilmez, ben kullara asla zulmetmem” diyor.

Bu nasıl bir yargılama yahu? Savcı da aynı, hakim de... Savunma hakkı tanınmış mı meçhul. Mesela ben Allah’ın varlığını reddediyorum. Gerekçelerimi de onun olduğu söylenen kitap üzerinden sunuyorum. Benimle, peygamber görmüş, her sorusuna ondan cevap bulma imkanı olmuş kişinin durumu aynı mı? Atsın mı bizi aynı ateşe? Adalet mi bu? Ben adaleti böyle olan bir ilaha inanmak istesem de inanamam ki.

Gerçi burada tanımlanan cehennemlik kişi de ben değilim. "Durmadan hayrı engelleyen, azgın, işkilci" olarak tanımlanmış. Bunlar bana hiç uymuyor. Belki biraz kuruntulu olmak var ama onu da açıklayabilirim. Bir şeylerin doğru olduğunu kesin olarak söylemek insanı ister istemez zorbalığa götürecektir. Bu nedenle her zaman bir miktar işkillenmek daha hayırlıdır.

Huzurunda olmak ifadesi de biraz garip. Buraya sanki Allah için huzuruna çıkılan bir kral, efendi formu veriyor. Allah cismi bir varlık mı ki, huzuru olsun? Her şeyi gören, duyan kudret sahibinin huzuru olmayan bir yer mi var?



Cehenneme “doldun mu” denilecekmiş, o da “daha yok mu” diyecekmiş. Cennetse takva sahiplerine yakınlaştırılmış. Görmediği halde rahmandan ürperen ve kalbiyle ona yönelmiş olanların istediği her şey orada varmış. Katında ise daha da fazlası!

Cennetten öte daha güzel ödüller de mi var yani? Şimdi kalbin yönelmesi hakkında sonum ne olur bilmem ama rahmandan ürperme konusunda bende sıkıntı yok. Görmemeyi geçtim, inanamama rağmen ürperiyorum hem de. Bu sayede bir yırtma şansım olur mu acaba?



Şimdi, otuz altıncı ayette yine önceki kavimlere değiniyor. Onlar daha güçlü, daha ileri seviyede medeniyetlermiş. Onlar da yok edilmiş, kaçacak yer bulamamışlar.

Bu öncekiler, Mekkelilerden önceki insan medeniyetleri mi? Yoksa insandan önceki akıllı yaşam formlarının kurduğu medeniyetler mi? Genel kabul ilk dediğim ama bence Kur’an sık sık ikinci ihtimale göz kırpıyor.



37. ayette Kur’an da kalbi olan ya da tam bir tanık olarak kulak veren için bir öğüt vardır deniyor. Emirleri, yasakları, zorunlulukları bir yana, Kur'an temelde bir öğüt kitabıdır. İnananlar öğüde uyarlarsa ne ala, işleri kolaylaşır. İnanmayanlar için cehennemin kapıları arkalarından kapanmış değil. En azından ilk 34 surede durum bu.

Bu arada, Kur'an da inanmayan için de bin tane öğüt var. Zamandan mekandan bağımsız diyebileceğim öğütler var. Ancak sorun öğütler ve doğrular da değil. Mesela;

Yemin olsun biz gökleri yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yarattık. Ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. (38/50)

Altı gün derken, neyin altı kere kendi etrafında dönüşü? Allah için zaman, takvim mi var? Hani zamandan mekandan ayrıydı? Mekanın olmadığı yerde zaman da olmaz, mekanı şu kadar zaman da yarattı diye bir şey olmaz. 

Yedinci gün dinlenmesinin saçmalığı vurgulanacaksa böyle mi vurgulanır? Madem bu dinlenme işi saçmalık, Musevilere neden Nisa Suresinin 154. ayetinde cumartesi yasağına uyun deniyor? Ayrıca bu sebt olayı burada kast edilenin bildiğimiz gün olduğunu da ortaya koyuyor. Neyse ufak tartışmalar bunlar ama sinek misali.


Muhammet’e sabretmesi ve güneşin doğumundan ve batışından önce rabbini tespih etmesi söyleniyor. Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasından da.



Son kısımda kıyamet anlatısı var. Çağıran çok yakın bir yerden seslenecekmiş. Müthiş bir ses çıkacak, hak olarak dinlenecek. O gün yer çatır çatır yarılıp onlardan çabucak uzaklaşacakmış. Bu Allah için kolaymış.

Onların neleri söylediklerini çok iyi biliyormuş. ...Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öğüt ver/hatırlat.(50/45)

Peygambere bile, sen zorba değilsin, olma, demek zorunda kalınmış. Sen sadece hatırlat, kimsenin iradesine tecavüz etme. Bu sınırı aşmaktır. Acaba Muhammet’in zorbalık olma eğilimleri mi vardı ki, Allah bu anlama gelecek bir ayeti kitaba koydu? Hem de bizzat birinci tekil şahıstan seslenerek!

Birileri zorbalıkla inandırılacak olsa, bu zaten kabul olmaz. Sakat olur. Sakat bir iman, imansızlıktan daha kötüdür. Çünkü yanlış kaynamış bir kolun tedavisi, kırık bir koldan çok daha zordur. Bu durumda önce kolu tekrar kırmak gerekir.

Günümüzde inananların durumu yanlış kaynamış kol gibi. Neye inandıkları hakkında hiçbir fikirleri yok, buna rağmen canını korur gibi inancına bağlı. Bu yolda gücü yettiğine zorba. İnanmayan en yakınına dahi yapabileceğinin sınırı Allah tarafından burada çizilmişken... 

Ancak Kur’an ile hatırlatabilir.

Ne güzel öğüt, keşke müslümanlar da bunu bilse!

2 Ekim 2024 Çarşamba

33 - Mürselat Suresi

Sure uzun sayılabilecek bir yemin seansı ile başlıyor. Bu kısımda rutinimi takip edip, yemin üzerinde fazla durmadan, ilgimi daha fazla çeken kısımlara doğru akmam gerekiyor. Ancak yemini pek anlamayınca, farklı bir çeviriye bakma ihtiyacı duydum. Şimdi size bir iki farklı çeviriden yemin kısmını vereceğim.



Yaşar Nuri Öztürk

  1. Yemin olsun art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgarlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doğuşlara,

  2. Esip de büküp devirenlere,

  3. Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere,

  4. Fırka fırka ayıranlara

  5. Öğüt ulaştıranlara/Kur’an’ı ulaştıranlara,

  6. Özür yahut uyarı için.



Diyanet Çevrisi

  1. Yemin olsun, birbiri ardına gönderilenlere;

  2. Fırtına olup esenlere;

  3. Yaydıkça yayanlara;

  4. (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;

  5. -6) Mazereti ortadan kaldırmak veya uyarmak için vahyi iletenlere;



Sadece birinci ayet bazında bazı örnekler vereyim çok uzamasın.

1. Andolsun, birbiri ardınca iyilikle meşru görevlerle gönderilenlere! (Ahmet Tekin)

1.Bilinen tüm gönderilenlere (elçilere), (İhsan Aktaş)

1. Peyderpey esen rüzgarlar hakkı için, (İsmail Hakkı İzmirli)

1. ŞAHİT olsun iyilik yaymak için art arda gönderilen (bu vahiyler)! (Mustafa İslamoğlu)

1.Emir ve nehiy ile gönderilen (Süleyman Tevfik)

1. İyiliği yayamak için görev üstlenenler (Süleymaniye Vakfı)



Öncelikle, Allah ile aranızda kimse yok denir ama gördüğünüz gibi çevirici araya giriyor. Birbirinden taban tabana zıt olmasalar da anlama ve anlam verme bakımından oldukça farklı çeviriler var.

Mesela YNÖ çevirisinden, burada yemin edilenin devrim olduğunu çıkarabilirim. Önce var olan düzen yıkılıyor, yenisi bozulmamış eski düzenden diriltilip yayılıyor ve bozuk ile temiz olan birbirinden ayrılıyor. Bu anlam vermeyi diyanet çevirisinden yapamam. Ancak ondan da farklı anlamlar çıkarabilirim.

Bu kitabın bize yollanma amacı, üzerine düşünüp öğüt almamız değil mi? Ancak bunu yapmak için bir başkasının çıkardığı anlama muhtaç durumdayız. Yani Allah ile aramıza aracı alıyoruz. Bunu yapmamanın bir yolu da yok gibi bir şey. İstediğiniz kadar arapça öğrenin, bin beş yüz yıl öncesinin arapçasını öğrenemeyeceksiniz. Bakın bu çevirileri yapan insanların hayatı o dili öğrenmekle geçti, hepsi farklı farklı anlamlar çıkarmışlar.

Şu durumda Allah ile aranıza birini almamanın yolu, Allah ile aranızdan bu kitabı çıkarmaktır


. Ona varmak için kendi gözünüzle gördüğünüz, kulağınızla duyduğunuz, algıladığınız dünyadan yola çıkıp aklınızı kullanmanız gerekiyor.

Tanrı öldü mü bilemem ama kitaplar öldü.

Zaten Allah bizden varlığını bilmenizi istemiyor. Temiz bir ahlak ve barışa hizmet eden bir hayat yaşamanızı istiyor. Bin dört yüz yıl önce çölde yaşayan bedevileri bu yola iletmek için kitapla, peygamberle onları itelemesi gerekmiş olabilir. Onlara verilen öğüdü okuyun, üzerine düşünün ama onu tek kaynak olarak almayın. Buna ihtiyacınız da yok. Kendi vicdanınız size her zaman o doğru yolu söyleyecektir. Yeter ki onu aklınızın çıkarlarınızı önceleyen o köşesi ile diri diri gömmeyin.



Çeviri karmaşasından doğan ikinci bir sonuç, bu kitabın Allah tarafından tamamen korunmadığıdır. Gördüğünüz gibi kitap farklı anlamlara gelecek şekilde değiştirilebiliyor. Tevrat, İncil değiştirildi de Kur’an değişmeden kaldı inancı gözümüzün önünde yalanlanıyor. Ben bu farklı farklı çevirilerde aynı anlamı buluyorum diyen biri, kendi aklını batıl ile kendisi gölgeliyor.

Eğer bu kitap çeviri sırasında bile anlam değişikliklerine uğratılıyorsa, derlenmesinde veya okumasıyla ilgili yapılan teknik değişimlerde içine dışarıdan ayetler katılmadığını kesin olarak nasıl bilebiliriz? Bilemeyiz. Sonradan eklenmiş gibi duran sureler geldikçe neden böyle düşündüğümü daha iyi anlayacaksınız.

Son olarak, bu kitabı tek yol gösterici kabul etmek, Allah’a hakaret etmektir. Çünkü bin dört yüz yıl önce, Arapça olarak yollanan kitabın tek yol gösterici olması, şanslı azınlıktan başka herkese zalimliktir. Allah adil olmalı diye düşünüyorum, zalim değil.



Sureye dönelim.

Yedinci ayetle birlikte surenin asıl anlatımı başlıyor. “Size duyurulmuş olan olan, mutlaka gerçekleşecektir” diyor. Nedir o? Yıldızların süpürüldüğü, göğün yarıldığı, dağların un ufak olduğu, resullerin vakte bağlandığı gün. Hangi gün yani? Ayrım ve hüküm günü...(77/13)

Kıyamet Suresi’nde yeniden yaratıma gelince inanmaktan cayan bir dangalaktan bahsetmişti. Şimdi de kıyameti yalanlayanlar var. Diyorum işte bize değil bu kitap. Bugün ister inançlı olun, ister inançsız, herkes evrenin bir sonu olduğunu biliyor. Kimsenin, herhangi bir maddeyi sonsuz sandığı yok. O günkü bedeviler arasında varmış belli ki. Benim ya da yirmi birinci yüzyılda yaşayan aklı başında herhangi birinin evrenin bir sonu olduğu inancıyla bir sorunu olmaz ki! Biliyoruz çünkü sonu olduğunu.



Yalanlayanların vay haline o gün! (15,24)

Vay haline o gün yalanlayanların(28,34,3740,45,47,49.)

Sure içerisinde nakarat gibi, defalarca o günü yalanlayanların vay haline diyor. Bugün yaşayan kimse buna muhatap olmasa gerek. Dediğim gibi, biz biliyoruz ki, başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır.


Tabii bu nakarat arasında da bazı beyanları var.



İlk beyan öncekilerin helak edilmiş olduğu. “Helak etmedik mi?” diye bize soruyor. Sonradan gelenleri de onların peşine takmış. Biz suçlulara işte böyle yaparız diyor.

Ben helak olan ve sebebi kendi olan pek çok kavim biliyorum. Hatta helak olmakta olan ve bunun sorumlusu yine kendisi olan insanlığı görüyorum. Ancak helak oluşu dünya hayatıyla, toplumsal kurallarla açıklanamayacak bir kavim bilmiyorum. Yine ilahi bir kararla yok edildi diyebileceğim hiçbir olay bilmiyorum.

Buradaki kasıt fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasaların yaratımın başında saat gibi kurulmuş olması ve bunun istisnası olmaması, suça bulanmış toplulukların helakının kaçınılmaz olması ise, buna iman ederim.



İkinci beyan;

Sizi basit bir sudan yaratmadık mı? (77/20)

Basit bir su değil.

Eğer hayatın canlı yaşamının tek hücreli formda başlamasından bahsediliyorsa, o sade basit bir suda başlamamış gibi. Proteinler falan öyle basit yapılar değil.

Eğer bir insanın cana gelmesinden bahsediyorsa, o daha da karmaşık. Spermin, yumurtanın biyolojik yapılarının karmaşıklığını geçtim, sırf DNA’nın içinde te ilk atamızdan kalan bilgiler duruyor. Buna ben basit diyemem.

Ha kast ettiği bak o bile Allah’ın bilgeliğinde basit işte demekse, eyvallah.

Onu dayanıklı bir karargahta tuttuk dediği de muhtemelen kadının rahmi. Bilinen bir ölçüye/süreye kadar tutmuş. Çok güzel ölçü tutturmuşlar, ne de güzel ölçü koyarlarmış.

Yani aslına bakarsanız insan bebeği tam gelişmeden doğuyor. Çünkü aptal atalarımız ayağa kalkmanın iyi bir fikir olduğuna karar vermişler ve kalçalar normal doğan bir bebeğin geçemeyeceği kadar daralmış. Erken doğurmayan anne, ölmüş. Bu yüzden birkaç nesil sonra erken doğum, standart haline gelmiş.

Kısacası, ölçüyü koyan Allah ise, ilk koyduğu ölçüyü değiştirmiş. İlk ölçü de çok güzel miydi bilmem ama, eksiksiz değil.

Ancak ölçüden kasıt ilk yaratımdaki saat kurulumu ise, buna yine iman ederim. Her bebek erken doğum olmasa ne nasıl gelişirdi, onu bilmeden ölçüye laf etmek haksızlık olur.





Üçüncü beyan;

Yeri bir toplanma zemini yapmadık mı?/77/25)

Diriler bakımından da, ölüler bakımından da demiş. Ne yani, ölüler de mi burada toplanıyor? Ben çocukken öldüğümde uzay gezilerine çıkacağım fantezisi ile avunurdum. Ölünce de burada mı kaldık?

Burada oturaklı, başını yükseklere kaldırmış dağlar varmış. Bize tatlı bir su içirilmiş.

Yani dağlar ile temiz su arasında bağlantı kuruluyor. Çünkü o zaman akan o temiz su genelde dağlardan geliyor. Biz biliyoruz ki, Dünyadaki tek temiz su kaynağı o dağlar değil. İkinci bir hata dağlar oturaklı falan değil. Tüm karalar gibi hareket halindeler, hatta en hareketli alanlar dağlar. Ancak levha tektoniğinden pek haberdar olmayan, pratik hayatında bu bilgiyle bir şey yapamayacak olan Bedeviye bundan bahsetmenin alemi yok. Bu kitap ona gönderildi, bize değil.



Dördüncü beyan;

Yalanlayanlar, yalanlamakta oldukları şeye gireceklermiş. Demek ki bu yalanlayanlar, cehennemi yalanlıyorlar. Zaten bir insanın cenneti yalanlamasının hiçbir mantığı yok.

Üç çatallı gölgeymiş orası ama ne gölgelendirir, ne ateşten korurmuş. Kıvılcımlar saçarmış, böyle sarımtırak bir halat, bakır bir ip gibi.

Dev hizmet!

Bence burada tarif edilen şey içine alüminyum atılmış mikrodalga fırın. Neydi o öyle odun falan, cehennem dediğin biraz daha güçlü sıcaklık üretmeli.



Beşinci beyan;

O gün öyle özür konuşmasına falan müsaade yok. Konuşamayacaklarmış ve özür dilemelerine izin verilmeyecekmiş.



Altıncı beyan;

Ayırma günüdür bu! Sizinle öncekileri bir yere topladık.(77/38)

Önce topluyor, sonra ayırıyor. Herhalde cennetlik cehennemlik ayrımı olsa gerek.

Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!(77/39)

Böyle bir şuursuz olabilir mi? Bir insan hem sonsuz kudrete sahip yaratıcıya inanıp, hem de ona tuzak kurmayı düşünebilir mi? Hadi o şuursuz var diyelim, her şeyi yaradan sonsuz kuvvet buna “hadi bakalım” der mi? Diyor ama işte, garip.



Yedinci beyan;

Pisliklere cezası söylendiğine göre, hayırlılara, takva sahiplerine de ödülleri söylensin.

Onlar gölgelikler altında ve su kaynaklarındaymış. Canlarının çektiği meyvelerle yanyana, afiyetle yiyip içiyorlar.

E ben bunları dünya hayatında da yapıyorum. Sadece ben değil, ortalama bir ülkede yaşayan herkes yapıyor. Gençler adamların cennetini yaşıyoruz, kıymetini bilin!

Çünkü

Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.(77/46)

Herhalde hepimize demiyor. Şaka bir yana çok sık yaptığı gibi nimete kavuşmuş ancak iman etmemiş olanların bu nimetlere kısıtlı süre için sahip olduğunu söylüyor. Onlara rukû edin dendiğinde etmezlermiş. Artık bundan sonra hangi söze iman edeceklermiş.

Ben burada sayılanlar arasında olduğumu sanmıyorum ama hangi söze iman edeceklermiş sorusuna kendi adıma cevap verebilirim.

Eğip bükmeme gerek olmadan doğruluğuna inanabildiğim, aklıma ve vicdanıma uyan, başkasının hakkını gasp etmek zorunda bırakmayacak, benden doğan, aracısız olan söze iman edeceğim. Herkese de aynısını tavsiye derim. (ama sorumluluk almam. Yani eğer yanlışsam, biz buna uyduk falan demeyin, kendi aklınızı kullanın.)





24 Eylül 2024 Salı

32 - Hümeze Suresi


Trollüğü doğru zamanda yaparsanız, insanlığa ışık ve örnek olması için gönderilen ayetlerde bile kendinize yer bulabilirsiniz.



Sure bu sefer yeminle değil, lanet edilerek başlıyor. Lanet edilen kişinin adı yok, hareketi sabit. Bildiğiniz troll kendisi. Gelip Muhammet’in vaazı dinlemiş, sonra arkasından dedikodusunu yapmış, kaş göz el hareketleriyle alay etmiş. Günümüz tabiriyle biraz trollemiş. Allah’ın size lanet edip hareketlerinizi tüm insanlık için gönderdiği kitapta konu haline getirmesi için bu kadarı yeterli.

Şöyle bir durum var; bu liseli ergen gibi davranan arkadaşın hareketleri genellenmiş. Yani dedikodu yapan, alaya alan, kaş göz yapan herkes bu lanetten nasibini almış. Buradan hareketle, bizim ülkede sık yapılan Hinduizmle dalga geçmek eylemi, Allah’ın lanetine muhattap olma nedeni oluyor. Öyle ya, eylemi genellemek mümkünse, dalga geçilen konuyu genellemek de mümkün. Ya sureyi indiği günün özelinde tutacaksın ya da sadece işine gelen yönden değil, her yönden genelleyeceksin. Aksi durumda kitabı kendi keyfine, fikrine göre tahrif etmiş oluyorsun.



O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı(104/2)

Aksi olsa şaşırırdım. Yahu şuy dini inkar eden tek fakir ben miyim? O dönemlerde bütün Mekke halkı mal mı biriktiriyormuş? Kim inkar etse mal mülk sahibi çıkıyor. Acaba fakirlere çağrı mı yapılmıyor? Hem de Abese Suresindeki azara rağmen?

Bir de bu zenginimiz malının kendisini sonsuzlaştıracağını sanıyormuş. Anlayacağınız yine bir dangalak için sure inmiş. Hani insanlığa ışık ve örnek olacak kitaba girmenin yolu bu olmamalıydı ya. Geçen sure de farklı bir dangalağın hareketleri yüzünden inmişti. Bu dangalaklar olmasa hitap hayli ince olacakmış.



Bu zengin trolümüz Hutame’ye atılacakmış.

Sana Hutame’nin ne olduğunu öğreten nedir?(104/5) Hayatımda hiç duymadım, şimdi bu kitap öğretir diye düşünüyorum.

Hutame bildiğiniz cehennem. Yüreklere işleyecek tutuşturulmuş ateş. Onların üzerine kilitlenecek, uzatılmış sutunlar arasında.

Yine ateş. Ceza çeşitliliği açısından çok yaratıcı olduğunu söyleyemeyeceğim. Sekar ile arasında nasıl bir fark var acaba? Neyse görmek nasip olmasın.

Ancak cehennemi tanımlayan baya da bir ifade var. Acaba farklı farklı cehennmeler mi var, tek cehennemin farklı katmanları mı var, yoksa bunlar aynı ala ve durumun farklı yönleri mi? Eğer farklı katmanlar ya da cehennemlerse, Hutame diğerlerine oranla daha serindir diye tahmin ediyorum. Yani trollük yaptı diye birini en berbat alana atmanın da pek alemi yok gibi. Neyse neyse, öğrenmek nasip olmasın. Her şeyi merak etmenin de alemi yok.



Sure bu kadar. Ancak şu baştaki cemaate gelip alay eden adamın olayı duyunca, insanın aklına ister istemez günümüzde İslam ile alay edenler geliyor. Hayır inançsız olanları demiyorum. Vaazlerine dikkat çekmek için götlerinden mücize uyduranları ya da sürekli cennetteki seksi yaşamış gibi anlatanları diyorum. Bunlar da bir nevi peygamber ve onun vaaz ettiği din ile dalga geçiyorlar. Sure zaman ötesinden gelip bu arkadaşları da yakalar mı?


18 Eylül 2024 Çarşamba

31 - Kıyamet Suresi


Hayır, öyle değil! Kıyamet gününe yemin ederim ki,(75/1) Öyle değil! Kendisini kınayan benliğe de yemin ederim(75/2)

Ne öyle değil yahu? Ne oluyor?

Açıkçası ben öyle olmadığına ikna oldum, öyle denilenin ne olduğunu bilmesem de. Yine de bir söylese mi, neyin öyle olmadığını. Derken;

İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?(75/3)

Evet, üçüncü ayete geldiğimizde neyin öyle olmadığını anladık. Birileri ahireti inkar ediyor, kıyamet günüyle de dalga geçiyor anlaşılan. İleride göreceğiz ki bunu yapan yine bir inanmış. Yine bir dinden çıkma vakası var gibi. Panik halinde “hayır öyle değil” diye başlaması da bana öyle düşündürmüş olabilir. İyisi mi oraya gelince ayetleri doğrudan yazmak.


Şimdi kaldığımız yere dönelim.

İnsan ölüp toprak olduktan sonra baştan aşağı yeniden yaratılacakmış. İşte buna inanmayanlar varmış.

Ben de bunu anlamıyorum. Her şeyin yaratıcısının olduğunu kabul ediyorsun da, yeniden yaratım, ahiret yaşamının neyini kabul edemiyorsun? İnsanı yeniden diriltmek için öyle sonuz güç sahibi, ilahi bir varlık olamaya da gerek yok. İnsan teknolojisi bile günü birinde o seviyeye ulaşacaktır. DNA sayesinde kopyalama yapalı yirmi yıldan fazla oldu. Bir insanı hafızası ile yeniden getirmek de çok uzak olmasa gerek.

Hep diyorum, bu kitap kesinlikle bu yüzyılda geçerli olsun diye yollanmamış. En azından bir büyük bir kısmı. Baksanıza adamlar için sonsuz güç sahibi denilen Allah için bile yapılması imkansız görülen şey, bizim için insan eliyle yapılması mümkün görülen bir şey. Yapabiliriz, yapamayız, o ayrı. Yapabileceğimize inanıyor olmamız bile Kur’an indiği dönem için tanrı katında varlıklar olduğumuzu gösteriyor.

Kıyamet günü ne zaman diye soran varmış.

Göz şimşek çaktığında (75/7)

Ay tutulduğunda (75/8)

Güneş ve ay bir araya getirildiğinde (75/9)7

E öyle soruya böyle cevap durumu mu var burada?

Günümüzde değil gözde, her yerde şimşek çaktıracak teknoloji var.

Ay o günden bu güne kaç defa tutuldu ben bilmiyorum. Matematik sağ olsun, onun da hesabı kitabı yapılabilir.

Güneş tutulması da aynı şekilde defalarca gerçekleşti, ama vaat hala gerçekleşmedi.

Ey müslüman, soruyorum sana, birinin sana borcu olsa, şu üç günü geri ödeme günü olarak söylese ve ödemese. Ödeyeceğine inanmaya devam eder misin? Yoksa umudunu keser misin?

Der ki insan o gün: Kaçacak yer nerede?(75/10)

Bunu soran zat fiziki olarak kaçacak bir yer arıyorsa harbi büyük salakmış. Buna gönderilen kitapla bana gönderilenin aynı olmasını kendime hakaret kabul ederim. Dağlar eriyor, güneş sönmüş, ay parçalara ayrılmış, yıldızlar dökülmüş, eleman kaçacak yer soruyor. Çıktığın yere doğru kaç bulursun belki sığınacak bir delik!

Hayır, yok sığınacak yer!(75/11) E dedim ama ben olmaz diye. Varılacak tek yer rabbin huzuru, diyor. Eh, öyleyse merhameti ile yargılasın.

Haber verilir o gün, önden gönderdiği de arkada bıraktığı da.(75/13)

Burada arkaya bıraktığı ifadesi, yapmadıklarımız olsa gerek. Geride bırakılan ibadetlerden ziyade, boşa geçirilen zaman, harcanan potansiyelinde hesabı sorulacak yani. İşte bu benim cevap veremeyeceğim, merhamet dileneceğim kısım. O kadar boş yaşadım ki, daha huzura gelmeden kendi vicdanım beni fena yargılıyor zaten. Ortaya dökecek mazeretim de yok açıkçası. Zaten mazeretler de kabul görmeyecekmiş. Ne kendini, ne Allah’ı kandırmak mümkünmüş. Dediğim gibi, inançsızlığımız hesabını verebilirim gibi geliyor ama aynısını hayatımı yaşayışım için yapamam.



16-19. sureler arasında surenin bütünlüğünü bozan bir kısım var. Anladığım kadarıyla burada doğrudan peygambere seslenilmiş. “Onu aceleye getiresin diye dilini onunla hareketlendirme! Onu toplamak ve okumak bize düşer. O halde biz onu okuduğumuzda sen okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bizim işimiz.” deniyor.

Burada sanki Muhammet’e daha iyi anlaması için bir metot veriliyor ama bir yandan da sonra onu açıklamak bizim içimiz deniyor. E Kur’an apaçık bir dil ile inmemiş miydi? Üzerine yapılacak açıklama ne? Bu açıklama kitapta yer buldu mu? Ayrıca benim de bazı açıklamalara ihtiyacım var. Bu insanlar anlamadıklarını doğrudan peygambere sorabiliyorlar, ona da açıklaması mı geliyor? Bizim niye böyle bir şansımız yok. Elimizde sadece açıklanmasına ihtiyaç duyulan bir kitap var?



İnsan hemencecik geleni severmiş, sonradan geleni terk dermiş.

İşte bu çok doğru. Yakındaki bir tehlike ya da çıkar, uzaktakinden çok daha gerçektir. İnandığını söyleyenleri günaha bulayan şeylerden biri de bu. Yoksa bir insan hem o hesaba inanıp, hem de nasıl tüm vaktini hayra harcayıp, şerden uzak durmaz?



O gün gülen yüzler varmış. Bir de asık yüzler. O gün artık asık suratlı olanlar için iş işten geçmiş. Bel kıracak bir hesabın vakti gelmiş, can köprücüklere dayanmış, baldır baldır üstüne binmiş. Kimseyi bu durumdan kurtaracak bir üfürükçü de yokmuş.

Torpilli tarikatlar çöpe gitti iyi mi? Hani Gavs hazretleri sofileri cebine doldurup sırat köprüsünü geçirecekti? Hani bilmemne efendi cehennemin kapısına dikilip, tek bir müridinin bile içeri alınmasına engel olacaktı? Kur’an şifacı, üfürükçü falan yok diyor. Hayrı bu saçmalıklara inanalar bana kafir der bir de. Hep diyorum, yalanaladığım bu kitap haksa bile ben ya yırtarım, ya da pek çoğundan çok daha az azaba muhatap edilirim.



Yırtamayacak olanlar da var. Mesela;

O ne dua etmiş, ne tasdik etmiş, ne sadaka vermiş. Tam aksine yalanlamış. Gerisin geriye dönüp, çalım sata sata ailesine dönmüş.

Buradaki dönme fiili bana bu kişinin en azından bir süre Muhammet’in yanında olduğunu düşündürdü. Yanlış da olabilir tabii ama surenin başında yeniden yaratımı inkar eden kişinin bu kişi olduğuna ikna oldum ben.

Bu bela ona çok uygunmuş, evet, bu bela ona çok uygunmuş.

İnanmayanlara karşı kitabın tamamında kötü bir dil varken, bazı kişilere karşı büyük öfke var gibi geliyor bana. Bu ikilemeler, hırslı ifadeler, büyük cezalar bana böyle düşündürüyor. Bu ifadelerde bir insanın hayal kırıklığı ve öfkesi var gibi geliyor. Açıkça söylemek gerekirse, Muhammet’in hayal kırıklığı ve öfkesi...



İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyormuş? O dökülen meniden bir sperm değilmiymiş, sonra çiğdem et olmuş, Allah onu yaratmış, ardından düzgün bir şekle ulaştırmış. (Doğuştan şekil deformasyonları olanlar kim yarattı?) Nihayet odan erkek ve dişiyi meydana getirmiş.

Peki bunları yapanın tekrar yaratmaya gücü yetmez miymiş?

Valla varsa bence yeter. Soru bile değil. Asıl sorun, olup olmaması zaten.



Evet sevgili inananlar, Allah bin dört yüz yıl önce, her şeye okey olup yeniden yaratımda sorun yaşamış bir dangalak için sure göndermiş ama yirmi birinci yüzyılda yaşayan bizlere pek bir şey göndermemiş. Sadece kendi ifadesiyle bile açıklanmaya muhtaç bir kitap. İnanmayın demiyorum ama inanıyorsanız pek önemli olmadığınız hissedin diyorum.


10 Eylül 2024 Salı

30 - Kaaria Suresi

1: O Kaaria, o şiddetli ses çıkararak çarpan.

2: Nedir Kaaria? 

Yukarıda dediğine göre şiddetli ses çıkarak çarpan. 

"2012'de kıyamet kopacak" safsatasının yapıldığı günlerde, kıyamete neden olacak senaryolardan biri de, Marduk adındaki gezegenin Dünya'ya çarpacağı kolpasıydı. O dönemde kesin bu sureye referans veren olmuştur. Gerçi olmamış da olabilir, sonuçta Kur'an öyle sık okunan, iyi bilinen bir kitap değil. 

3: Kaaria’nın ne olduğunu sana bildiren nedir?

İlk defa duyuyorum, bu durumda bilgilendirme bu kitaptan geliyor.

4: O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olurlar.

Şimdi Kaaria’nın geldiği güne geçilmiş olsa gerek. Eben anlamadım ki Kaaria ne? Bir konuyu bitirmeden diğerine atlayan ders kitabı olsa millet isyan eder o kitabın yazarına. Buradaki kıytırık bir ders de değil, ucu sonsuz azaba ya da sefaya çıkacak bir hayat için öğütler kitabı, yol haritası!

5: Dağlar, didilmiş renkli yünler gibi olur.

Hmmm, tamam. Ne diyeyim ki, açıkçası beni gelmekte olan İstanbul depremi kadar korkutmadı. Zaten anlatıya bakılırsa o günden sonra dünyalık ömür herkes için bitecek gibi. Bu ifade beni korkutmaktan ziyade, kötü bir filmin harika görsel efektlerle kapatılması gibi geldi.

6: İşte o gün tartıları ağır basan kişi, 7: Evet o kişi hoşnutluk verici bir yaşayış içerisindedir.

Yaşayış içerisinde mi? Yoksa o tartılmadan sonra yaşayış içerisinde olacak mı? Ayrıca ağır basan ne? Amelleri mi, niyetleri mi, geride bıraktıkları mı, yapmadıkları mı? Hiç belli değil.

8: Tartıları hafif çekeninse, 9: Anası, Haviye’dir.

10: Onun ne olduğunu sana bildiren nedir?

Bana soruyorsan, henüz bir bildiren olmadı. Belli ki bir sonraki ayette bu kitap bildirecek.

11: Kızarmış bir ateştir o!

Yani ben de çok farklı bir şey beklemiyordum.



Surenin ne bildirdiğini özetleyelim.

Sesli bir şekilde gelip çarpan bir şeyle kıyamet kopacak, sonrasında yargılanma var, doğru bulunan işleri yapmış, yanlışlardan kaçınmış kimseler cennete, diğerleri cehennem gidecek.

Bilmediğimiz, ilk defa duyduğumuz bir şey değil. Bizden öncekilerin ilk defa duydukları bir şey değil. Kitabın yazıldığı gün için bile yeni bir şey değil. İnsanların ahiretten önce sorgulanacağı, sorgu sonucuna göre iyi ya da kötü yere gideceği insanların inanış geçmişi kadar eski. Hatta bu sorgununun tartı ile tartılma şeklinde yapılması Mısır dininde Anubis’in Tartısı olarak bulunuyor.

İnsanlar öldükten sonra çakal başlı tanrı Anubis onların kalplerini tartıyor. Kalp kişinin dünyadaki eylemlerinin bir yansıması olarak görülüyor. Kaaria Suresi’nin aksine kalbin ağır olması (Maat’ın tüyü referans noktasıdır) kişinin günahlarının fazla olduğu anlamına gelir. İkamet edeceği yer de cehennem değil, Ammit adlı canavarın midesi olur. Eğer hafif gelirse sonuç Ossirisin Bahçeleri, yani cennet olur. Orada sonsuz hayatı mutluluk içerisinde yaşarlar.

İnançlı arkadaşlarım, siz bu Mısır safsatasına neden inanamıyorsanız, ben de Kaaria Suresine o nedenle inanmıyorum. Benzer anlatılar her dinde var. Ben sizden sadece bir fazlasına inanmıyorum.

Zaten sonsuz bir ödül ya da ceza beklemek ne kadar ahlaki sorgulamak lazım. Eğer sizi çalmaktan alıkoyan şey, alabileceğiniz ceza ise kendinizi bir sorgulayın. Ne bileyim, bir çocuğa zarar vermeme nedeniniz öldükten sonra cennete gitmekse, siz de bir sorun vardır. Asıl mesele doğruyu özümsemek ve ödül ceza beklemeden ona göre yaşamaktır.

Ne ben, ne de bir başkası cezanın düzen sağlama gücünü inkar edemez. Lakin anında bir cezalandırma, ölümden sonraki cezalandırmaya göre çok daha etkilidir. Bana inanmayanlar İslam’da yasak olup, TCK’da yasak olmayan günahların, olanlara göre ne sıklıkla işlenebildiğine baksın.

Allah bu tip “cezalandırma” yoluyla caydırmaları yerine, doğruyu içselleştirme yolunda ayetler indirseydi, din daha inanılır olmaz mıydı? Gerçekten Allah’tan gelen bir kitap bunu yapıyor olmaz mıydı? Tabii yarattığı inanın ne mal olduğunu en iyi şekilde bilen bir tanrı, tehdit yöntemini de izleyebilir. Benim ki sadece kısıtlı kişisel görüş. Her ne olursa olsun, ahlakını ödül cezaya göre değil, doğruyu içselleştirme üzerine inşa etmiş birinin, yaratıcı katında daha makbul olacağına inanıyorum. Tabii umursayan bir yaratıcı var ise...


5 Eylül 2024 Perşembe

29 - Kureyş Suresi // Bizlik Bir Durum Yok

Verdiği nimetlerden ötürü Kureyş Kabilesinden, bu evin Rabbi dediği Allah’a ibadet etmesini istiyor. Sure bu kadar.

Bizlik bir durum yok.

Sonra soruyor, dini neden yalanlıyorsun diye. E bana dair bir şey yok ki bu kitabın en azından bir
kısmında.

Hayır bir de bu kandil gecelerinde falan camilerde Kur’an okunur, televizyonlar naklen verirdi. Orada böyle ağlayarak kendinden geçen, küçük gözlü, kır sakallı, takkeli amcalar kendilerinden geçmiş halde ağlarlardı. Heh işte o sırada okunan sure bu olabilir.

1 Eylül 2024 Pazar

28 - Tin Suresi

İncire, zeytine, Sina Dağına, ve şu güvenli kente yemin ediliyor.

İncir, zeytin yiyecek. Sina Musa’ya Tevrat’ın verildiğine inanılan dağ, güvenli kent de yüksek ihtimal, Mekke. Bunlar nasıl bir araya geliyor? Aralarındaki bağlantı ne? Surenin geri kalanı ile bunların alakası ne? Ben hiç anlamıyorum, anladığını iddia edene de inanmıyorum.

İnsanı en güzel şekilde yaratmışlar, sonra düşüklerin en düşüğüne çevirip atmışlar!

Peki bunu neden yaptığını açıklıyor mu? Hayır tabii ki.

Ben kendimce bir açıklama yapayım.

Biri var, zor bir çocukluk yaşamış. Öksüz, yetim kalmış. Kandan bağı da olsa, el elinde büyümüş. Genç yaşta işe koşturulmuş. Ticaret yolarında gezmiş tozmuş. Her gittiği yerde zenginlerin zulmüne tanık olmuş. Düzenden tiksinmiş. İnsandan tiksinmiş. Sonra bir bebek görmüş. Tatlı mı tatlı, güzel mi güzel, insanın en mükemmel formu gibi. İnsan bu halindeyken kötü değilmiş, sonradan kötü oluyormuş.Herkes kötüdür” derse de bu sefer dinleyen olmaz. O zaman birileri iyi olmalı. Bu iyi olanlar hem muallak olmalı, hem de herkes için kendi sınırlarında net olabilmeli. Bu sınırlar zaman içinde esnemeli, hatta bazen tam tersine gelebilmeli. Nereye çizelim sınırı? Mesela;

95/28: İman edip, barışa/hayra yönelik işler yapanlar müstesna. Bunlar için kesin bir ödül vardır.

29: Böyle iken dini sana ne yalanlatır?



Mesela bu sure?

Allah yargıçların en güzeli değil mi”ymiş?

Bilmiyorum. Varlığından ve adaletinden ziyade yokluğundan şikayetçiyim ben. İnşallah vardır. O yargı günü vermekte zorlanacağım cevaplarım olacaktır ama dinsizliğim bunlardan biri olmayacak. Gerçekten adil bir tanrı, şu kitabı okuyup iman etmeyeni değil, anasından babasından gördüğüyle iman ettiğini sananı atar o harlı cehennemine.




Bonus - Tekvin (1-25)

  Evet, normal akıştan farklı olarak bugün Eski Ahit’te, bizde daha sık kullanılan adıyla Tevrat’a giriş yapıyoruz. Eski Ahit hem Kur’an’dan...