22 Ekim 2024 Salı

36 - Tarık Suresi

Yemin olsun göğe ve Tarık’a; o, gece gelene/o, tokmak gibi vurana /o, çıkıverip yürek hoplatana(86:1)

Yaşar Nuri Öztürk çevirisi böyle.

Şimdi sırada m-m-me-me meal şov var.

Abdullah Parlıyan’dan geliyor: Göğe ve geceleyin gelen yıldıza veya sıkıntı ve bunalımda olanlara, gece gelen rahatlamaya dikkat edin.

Ahmet Tekin: Andolsun göğe; andolsun karanlıkta gümbür gümbür yol teperek, kurtuluşları için insanların kapısını çalan, sesini tebliğini duyuran, varlığını benimseten şerefli peygambere!

Mahmut Kısa: Düşün, ey insan: Şu uçsuz bucaksız gökyüzüne ve Tarık’a andolsun!

Google Translate: Ve gökyüzü ve yol

Aynen anlamı korunmuş, kutsal kitap, adeta bir mucize!

Çevirideki bu karmaşa dilin tarihsel değişiminden kaynaklanıyor. Mehmet Türk kendi çevirisine bu süreci eklemiş. Şuradan yönlenebilirsiniz.



Uzun yıllar Tarık için sabah yıldızı denmiş. Kutsallık falan bile atfeden olmuş. Maalesef bilim diye bir şey ortaya çıkmış, o sabah yıldızının yıldız falan olmadığını, gezegen olduğunu ortaya koymuş. Yani ne gümbür gümbür vuruşu var, ne de kendiliğinden sahip olduğu ışığı.

Peki bu durum bizim “Kur’an bilime uyar efendim” tayfayı durdurur mu? Tabii ki hayır! Bazı süper zekalar bu Tarık kelimesinin zaman içerisinde oluşan tokmak gibi vuran ve daha sonradan ortaya çıkan geceleyin ortaya çıkan, karanlığı delen gibi anlamlarını birleştirmişler, sıkı durun, Tarık’ın nötrön yıldızı olduğu ileri sürmüşler. İşte onun da pulsar vuruşu falan varmış da, karanlığı deliyormuş da, bilmem ne...

Bitmiyor insanın keşfettiğini “aha burada yazıyorcular.” Bunlar sadece müslümlarda değil, diğer dinlerde de olan bir tayfadır. Beğenmiyorlar insannı, illa o kutsal varlıkları daha önceden söylemiş olmalı. Ya sen Tarık’ın ne olduğunu boş ver, onu bir yere oturtma, hayatını düzgün yaşa, yeter.

Kur’an da soruyor nedir sana Tarık’ın ne olduğunu bildiren diye. Buna cevapları bilim olmalı şu durumda. Oradan bir şeyler çıkardıklarına göre!

Parlayan ışığıyla geceyi delen yıldızdır o. (86/3)

Ne Venüs’ün kendinden gelen bir ışığı var, ne de nötrön yıldızları bizim gök yüzünde karanlığı delen yıldızlar. E siz Tarık’a bu ikisini atadığınızda Allah’ı yalancı çıkarıyorsunuz.

Bence Ahmet Tekin daha doğru bir çeviri, anlam yükleme yapmış. Büyük ihtimalle burada bir mecaz var, Muhammet’e bir övgü var. Yani kimin ne işine yarıyor nötron yıldızı da ona yemin edilsin! Venüs’e yemin etmek şirk bile olabilir, sonuçta her dönemde paganlar tarafından tapınılmış bir tanrı.

Ancak gelecek için de tehlikeli bir durum da var. Tarık kelimesi tarikat kelimesinin kökünü oluşturuyor. Bir tarikat çıkar da Tarık Yıldızı bizim tarikatı sembolize ediyor, diyebilir. Hele isminde ışık/nur geçen bir tarikat/cemaat bunu kolaylıkla yapabilir.

Bu sembolizm olaylarının bir diğer tehlikesi de her bünyede farklı anlamlar oluşturabilmesi. Ben de derim ki; burada anlatılan aşktır. Venüs zaten aşk tanrıçasıydı, atıf onun üzerindne aşka yapılıyor. Nötron yıldızı olmasından daha anlamlı değil mi?



Geçelim.

Üzerinde koruyucu, gözetici bulunmayan hiçbir benlik yokmuş.

İnsan baksınmış, neden yaratıldığına. Bakalım neyden yaratılmışız:

Fırlayan bir su parçasından yaratıldı o.(86:06) Kuyruk sokumu ile en alttaki dörder kaburga kemiğinin arasından çıkar o.(86:07)

Erkekten çıkan spermle kadının karnında muhafaza etmesini söylüyor gibi değil mi? E peki yarın kuluçka makinelerini yaptığımızda, kadının karnına ihtiyacımız kaladığında, bu ayet ne olacak? Doğanlar insan mı olmayacak? Alın size 2050 ramazan dini program sorusu: “hocam kuluçka makinesinde büyütülen cenin, insan mıdır, cennete girebilir mi?”

Cidden gavur kuluçka makinesi falan yapar, müslümanların bir kısmı şu soruyu sorar, diğer bir kısmı da bu makinenin Kur’an’ın bilmem hangi suresinde öncden söylendiğini delillendirmeye çalşır.



Yeniden yaratmaya Allah’ın gücü yetermiş. O sırların ortaya çıkacağı günde, artık bu sapkınlar için ne bir kuvvet varmış, ne de yardımcı.



Yemin olsun o ,dönüşle/döndürümle dolu göğe,(86/11) çatlayışla/yaratılışla dolu yere de yemin olsun,(86/12)ki o tam biçimde ayırt eden bir sözdür;(86/13)

Çeviriler yine şov yapıyor, mevsimler yağmurlar, depremler eklenmiş anlama. Açıkçası ben bu surenin de, genel olarak Kur’an’ın yeminlerinden de hiçbir şey anlamıyorum. Yere göğe yemin olsun ki, Kur’an iyiyi, kötüyü ayırt eden bir sözmüş. Sanki sadece bu kadarını diyor.

Şaka da değilmiş.

Yani bazen şaka gibi geldiğini inkar edemem. O dönemde bana tebliğ edilseydi böyle düşünmez, kolaylıkla inananlar arasına geçerdim ama bugünden bakınca...



Onlar ha bire tuzak kuruyorlarmış, Allah da onlara tuzak kuruyormuş. Küfre batanlara birazcık süre tanısınmış.

Birazcık! Bin dört yüz yıldan fazla geçti. İslam’ın içinde bulunduğu duruma bakınca, sanki onların tuzakları kazanmış, Allah’ın tuzağı ise etkili olmamış gibi geliyor. E tabii kıyamet sonrası için tuzak kurtduysa onu bilemem. Ancak bu durumda tuzağı sadece o tuzak kuranlara değil, herkese kurmuş oluyor. Çünkü o tuzak kuranlar kazanıyor gibi göründükçe, Allah yalancı gibi görünüyor. Bize sabrı ve inancı öğütlüyor ama bu öğüdü bin dört yüz küsür sene önce, farklı bir dilden bize iletiliyor. Bizi pek umursamıyor gibi, ne dersiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bonus - Tekvin (1-25)

  Evet, normal akıştan farklı olarak bugün Eski Ahit’te, bizde daha sık kullanılan adıyla Tevrat’a giriş yapıyoruz. Eski Ahit hem Kur’an’dan...