24 Eylül 2024 Salı

32 - Hümeze Suresi


Trollüğü doğru zamanda yaparsanız, insanlığa ışık ve örnek olması için gönderilen ayetlerde bile kendinize yer bulabilirsiniz.



Sure bu sefer yeminle değil, lanet edilerek başlıyor. Lanet edilen kişinin adı yok, hareketi sabit. Bildiğiniz troll kendisi. Gelip Muhammet’in vaazı dinlemiş, sonra arkasından dedikodusunu yapmış, kaş göz el hareketleriyle alay etmiş. Günümüz tabiriyle biraz trollemiş. Allah’ın size lanet edip hareketlerinizi tüm insanlık için gönderdiği kitapta konu haline getirmesi için bu kadarı yeterli.

Şöyle bir durum var; bu liseli ergen gibi davranan arkadaşın hareketleri genellenmiş. Yani dedikodu yapan, alaya alan, kaş göz yapan herkes bu lanetten nasibini almış. Buradan hareketle, bizim ülkede sık yapılan Hinduizmle dalga geçmek eylemi, Allah’ın lanetine muhattap olma nedeni oluyor. Öyle ya, eylemi genellemek mümkünse, dalga geçilen konuyu genellemek de mümkün. Ya sureyi indiği günün özelinde tutacaksın ya da sadece işine gelen yönden değil, her yönden genelleyeceksin. Aksi durumda kitabı kendi keyfine, fikrine göre tahrif etmiş oluyorsun.



O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı(104/2)

Aksi olsa şaşırırdım. Yahu şuy dini inkar eden tek fakir ben miyim? O dönemlerde bütün Mekke halkı mal mı biriktiriyormuş? Kim inkar etse mal mülk sahibi çıkıyor. Acaba fakirlere çağrı mı yapılmıyor? Hem de Abese Suresindeki azara rağmen?

Bir de bu zenginimiz malının kendisini sonsuzlaştıracağını sanıyormuş. Anlayacağınız yine bir dangalak için sure inmiş. Hani insanlığa ışık ve örnek olacak kitaba girmenin yolu bu olmamalıydı ya. Geçen sure de farklı bir dangalağın hareketleri yüzünden inmişti. Bu dangalaklar olmasa hitap hayli ince olacakmış.



Bu zengin trolümüz Hutame’ye atılacakmış.

Sana Hutame’nin ne olduğunu öğreten nedir?(104/5) Hayatımda hiç duymadım, şimdi bu kitap öğretir diye düşünüyorum.

Hutame bildiğiniz cehennem. Yüreklere işleyecek tutuşturulmuş ateş. Onların üzerine kilitlenecek, uzatılmış sutunlar arasında.

Yine ateş. Ceza çeşitliliği açısından çok yaratıcı olduğunu söyleyemeyeceğim. Sekar ile arasında nasıl bir fark var acaba? Neyse görmek nasip olmasın.

Ancak cehennemi tanımlayan baya da bir ifade var. Acaba farklı farklı cehennmeler mi var, tek cehennemin farklı katmanları mı var, yoksa bunlar aynı ala ve durumun farklı yönleri mi? Eğer farklı katmanlar ya da cehennemlerse, Hutame diğerlerine oranla daha serindir diye tahmin ediyorum. Yani trollük yaptı diye birini en berbat alana atmanın da pek alemi yok gibi. Neyse neyse, öğrenmek nasip olmasın. Her şeyi merak etmenin de alemi yok.



Sure bu kadar. Ancak şu baştaki cemaate gelip alay eden adamın olayı duyunca, insanın aklına ister istemez günümüzde İslam ile alay edenler geliyor. Hayır inançsız olanları demiyorum. Vaazlerine dikkat çekmek için götlerinden mücize uyduranları ya da sürekli cennetteki seksi yaşamış gibi anlatanları diyorum. Bunlar da bir nevi peygamber ve onun vaaz ettiği din ile dalga geçiyorlar. Sure zaman ötesinden gelip bu arkadaşları da yakalar mı?


18 Eylül 2024 Çarşamba

31 - Kıyamet Suresi


Hayır, öyle değil! Kıyamet gününe yemin ederim ki,(75/1) Öyle değil! Kendisini kınayan benliğe de yemin ederim(75/2)

Ne öyle değil yahu? Ne oluyor?

Açıkçası ben öyle olmadığına ikna oldum, öyle denilenin ne olduğunu bilmesem de. Yine de bir söylese mi, neyin öyle olmadığını. Derken;

İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?(75/3)

Evet, üçüncü ayete geldiğimizde neyin öyle olmadığını anladık. Birileri ahireti inkar ediyor, kıyamet günüyle de dalga geçiyor anlaşılan. İleride göreceğiz ki bunu yapan yine bir inanmış. Yine bir dinden çıkma vakası var gibi. Panik halinde “hayır öyle değil” diye başlaması da bana öyle düşündürmüş olabilir. İyisi mi oraya gelince ayetleri doğrudan yazmak.


Şimdi kaldığımız yere dönelim.

İnsan ölüp toprak olduktan sonra baştan aşağı yeniden yaratılacakmış. İşte buna inanmayanlar varmış.

Ben de bunu anlamıyorum. Her şeyin yaratıcısının olduğunu kabul ediyorsun da, yeniden yaratım, ahiret yaşamının neyini kabul edemiyorsun? İnsanı yeniden diriltmek için öyle sonuz güç sahibi, ilahi bir varlık olamaya da gerek yok. İnsan teknolojisi bile günü birinde o seviyeye ulaşacaktır. DNA sayesinde kopyalama yapalı yirmi yıldan fazla oldu. Bir insanı hafızası ile yeniden getirmek de çok uzak olmasa gerek.

Hep diyorum, bu kitap kesinlikle bu yüzyılda geçerli olsun diye yollanmamış. En azından bir büyük bir kısmı. Baksanıza adamlar için sonsuz güç sahibi denilen Allah için bile yapılması imkansız görülen şey, bizim için insan eliyle yapılması mümkün görülen bir şey. Yapabiliriz, yapamayız, o ayrı. Yapabileceğimize inanıyor olmamız bile Kur’an indiği dönem için tanrı katında varlıklar olduğumuzu gösteriyor.

Kıyamet günü ne zaman diye soran varmış.

Göz şimşek çaktığında (75/7)

Ay tutulduğunda (75/8)

Güneş ve ay bir araya getirildiğinde (75/9)7

E öyle soruya böyle cevap durumu mu var burada?

Günümüzde değil gözde, her yerde şimşek çaktıracak teknoloji var.

Ay o günden bu güne kaç defa tutuldu ben bilmiyorum. Matematik sağ olsun, onun da hesabı kitabı yapılabilir.

Güneş tutulması da aynı şekilde defalarca gerçekleşti, ama vaat hala gerçekleşmedi.

Ey müslüman, soruyorum sana, birinin sana borcu olsa, şu üç günü geri ödeme günü olarak söylese ve ödemese. Ödeyeceğine inanmaya devam eder misin? Yoksa umudunu keser misin?

Der ki insan o gün: Kaçacak yer nerede?(75/10)

Bunu soran zat fiziki olarak kaçacak bir yer arıyorsa harbi büyük salakmış. Buna gönderilen kitapla bana gönderilenin aynı olmasını kendime hakaret kabul ederim. Dağlar eriyor, güneş sönmüş, ay parçalara ayrılmış, yıldızlar dökülmüş, eleman kaçacak yer soruyor. Çıktığın yere doğru kaç bulursun belki sığınacak bir delik!

Hayır, yok sığınacak yer!(75/11) E dedim ama ben olmaz diye. Varılacak tek yer rabbin huzuru, diyor. Eh, öyleyse merhameti ile yargılasın.

Haber verilir o gün, önden gönderdiği de arkada bıraktığı da.(75/13)

Burada arkaya bıraktığı ifadesi, yapmadıklarımız olsa gerek. Geride bırakılan ibadetlerden ziyade, boşa geçirilen zaman, harcanan potansiyelinde hesabı sorulacak yani. İşte bu benim cevap veremeyeceğim, merhamet dileneceğim kısım. O kadar boş yaşadım ki, daha huzura gelmeden kendi vicdanım beni fena yargılıyor zaten. Ortaya dökecek mazeretim de yok açıkçası. Zaten mazeretler de kabul görmeyecekmiş. Ne kendini, ne Allah’ı kandırmak mümkünmüş. Dediğim gibi, inançsızlığımız hesabını verebilirim gibi geliyor ama aynısını hayatımı yaşayışım için yapamam.



16-19. sureler arasında surenin bütünlüğünü bozan bir kısım var. Anladığım kadarıyla burada doğrudan peygambere seslenilmiş. “Onu aceleye getiresin diye dilini onunla hareketlendirme! Onu toplamak ve okumak bize düşer. O halde biz onu okuduğumuzda sen okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bizim işimiz.” deniyor.

Burada sanki Muhammet’e daha iyi anlaması için bir metot veriliyor ama bir yandan da sonra onu açıklamak bizim içimiz deniyor. E Kur’an apaçık bir dil ile inmemiş miydi? Üzerine yapılacak açıklama ne? Bu açıklama kitapta yer buldu mu? Ayrıca benim de bazı açıklamalara ihtiyacım var. Bu insanlar anlamadıklarını doğrudan peygambere sorabiliyorlar, ona da açıklaması mı geliyor? Bizim niye böyle bir şansımız yok. Elimizde sadece açıklanmasına ihtiyaç duyulan bir kitap var?



İnsan hemencecik geleni severmiş, sonradan geleni terk dermiş.

İşte bu çok doğru. Yakındaki bir tehlike ya da çıkar, uzaktakinden çok daha gerçektir. İnandığını söyleyenleri günaha bulayan şeylerden biri de bu. Yoksa bir insan hem o hesaba inanıp, hem de nasıl tüm vaktini hayra harcayıp, şerden uzak durmaz?



O gün gülen yüzler varmış. Bir de asık yüzler. O gün artık asık suratlı olanlar için iş işten geçmiş. Bel kıracak bir hesabın vakti gelmiş, can köprücüklere dayanmış, baldır baldır üstüne binmiş. Kimseyi bu durumdan kurtaracak bir üfürükçü de yokmuş.

Torpilli tarikatlar çöpe gitti iyi mi? Hani Gavs hazretleri sofileri cebine doldurup sırat köprüsünü geçirecekti? Hani bilmemne efendi cehennemin kapısına dikilip, tek bir müridinin bile içeri alınmasına engel olacaktı? Kur’an şifacı, üfürükçü falan yok diyor. Hayrı bu saçmalıklara inanalar bana kafir der bir de. Hep diyorum, yalanaladığım bu kitap haksa bile ben ya yırtarım, ya da pek çoğundan çok daha az azaba muhatap edilirim.



Yırtamayacak olanlar da var. Mesela;

O ne dua etmiş, ne tasdik etmiş, ne sadaka vermiş. Tam aksine yalanlamış. Gerisin geriye dönüp, çalım sata sata ailesine dönmüş.

Buradaki dönme fiili bana bu kişinin en azından bir süre Muhammet’in yanında olduğunu düşündürdü. Yanlış da olabilir tabii ama surenin başında yeniden yaratımı inkar eden kişinin bu kişi olduğuna ikna oldum ben.

Bu bela ona çok uygunmuş, evet, bu bela ona çok uygunmuş.

İnanmayanlara karşı kitabın tamamında kötü bir dil varken, bazı kişilere karşı büyük öfke var gibi geliyor bana. Bu ikilemeler, hırslı ifadeler, büyük cezalar bana böyle düşündürüyor. Bu ifadelerde bir insanın hayal kırıklığı ve öfkesi var gibi geliyor. Açıkça söylemek gerekirse, Muhammet’in hayal kırıklığı ve öfkesi...



İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyormuş? O dökülen meniden bir sperm değilmiymiş, sonra çiğdem et olmuş, Allah onu yaratmış, ardından düzgün bir şekle ulaştırmış. (Doğuştan şekil deformasyonları olanlar kim yarattı?) Nihayet odan erkek ve dişiyi meydana getirmiş.

Peki bunları yapanın tekrar yaratmaya gücü yetmez miymiş?

Valla varsa bence yeter. Soru bile değil. Asıl sorun, olup olmaması zaten.



Evet sevgili inananlar, Allah bin dört yüz yıl önce, her şeye okey olup yeniden yaratımda sorun yaşamış bir dangalak için sure göndermiş ama yirmi birinci yüzyılda yaşayan bizlere pek bir şey göndermemiş. Sadece kendi ifadesiyle bile açıklanmaya muhtaç bir kitap. İnanmayın demiyorum ama inanıyorsanız pek önemli olmadığınız hissedin diyorum.


10 Eylül 2024 Salı

30 - Kaaria Suresi

1: O Kaaria, o şiddetli ses çıkararak çarpan.

2: Nedir Kaaria? 

Yukarıda dediğine göre şiddetli ses çıkarak çarpan. 

"2012'de kıyamet kopacak" safsatasının yapıldığı günlerde, kıyamete neden olacak senaryolardan biri de, Marduk adındaki gezegenin Dünya'ya çarpacağı kolpasıydı. O dönemde kesin bu sureye referans veren olmuştur. Gerçi olmamış da olabilir, sonuçta Kur'an öyle sık okunan, iyi bilinen bir kitap değil. 

3: Kaaria’nın ne olduğunu sana bildiren nedir?

İlk defa duyuyorum, bu durumda bilgilendirme bu kitaptan geliyor.

4: O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olurlar.

Şimdi Kaaria’nın geldiği güne geçilmiş olsa gerek. Eben anlamadım ki Kaaria ne? Bir konuyu bitirmeden diğerine atlayan ders kitabı olsa millet isyan eder o kitabın yazarına. Buradaki kıytırık bir ders de değil, ucu sonsuz azaba ya da sefaya çıkacak bir hayat için öğütler kitabı, yol haritası!

5: Dağlar, didilmiş renkli yünler gibi olur.

Hmmm, tamam. Ne diyeyim ki, açıkçası beni gelmekte olan İstanbul depremi kadar korkutmadı. Zaten anlatıya bakılırsa o günden sonra dünyalık ömür herkes için bitecek gibi. Bu ifade beni korkutmaktan ziyade, kötü bir filmin harika görsel efektlerle kapatılması gibi geldi.

6: İşte o gün tartıları ağır basan kişi, 7: Evet o kişi hoşnutluk verici bir yaşayış içerisindedir.

Yaşayış içerisinde mi? Yoksa o tartılmadan sonra yaşayış içerisinde olacak mı? Ayrıca ağır basan ne? Amelleri mi, niyetleri mi, geride bıraktıkları mı, yapmadıkları mı? Hiç belli değil.

8: Tartıları hafif çekeninse, 9: Anası, Haviye’dir.

10: Onun ne olduğunu sana bildiren nedir?

Bana soruyorsan, henüz bir bildiren olmadı. Belli ki bir sonraki ayette bu kitap bildirecek.

11: Kızarmış bir ateştir o!

Yani ben de çok farklı bir şey beklemiyordum.



Surenin ne bildirdiğini özetleyelim.

Sesli bir şekilde gelip çarpan bir şeyle kıyamet kopacak, sonrasında yargılanma var, doğru bulunan işleri yapmış, yanlışlardan kaçınmış kimseler cennete, diğerleri cehennem gidecek.

Bilmediğimiz, ilk defa duyduğumuz bir şey değil. Bizden öncekilerin ilk defa duydukları bir şey değil. Kitabın yazıldığı gün için bile yeni bir şey değil. İnsanların ahiretten önce sorgulanacağı, sorgu sonucuna göre iyi ya da kötü yere gideceği insanların inanış geçmişi kadar eski. Hatta bu sorgununun tartı ile tartılma şeklinde yapılması Mısır dininde Anubis’in Tartısı olarak bulunuyor.

İnsanlar öldükten sonra çakal başlı tanrı Anubis onların kalplerini tartıyor. Kalp kişinin dünyadaki eylemlerinin bir yansıması olarak görülüyor. Kaaria Suresi’nin aksine kalbin ağır olması (Maat’ın tüyü referans noktasıdır) kişinin günahlarının fazla olduğu anlamına gelir. İkamet edeceği yer de cehennem değil, Ammit adlı canavarın midesi olur. Eğer hafif gelirse sonuç Ossirisin Bahçeleri, yani cennet olur. Orada sonsuz hayatı mutluluk içerisinde yaşarlar.

İnançlı arkadaşlarım, siz bu Mısır safsatasına neden inanamıyorsanız, ben de Kaaria Suresine o nedenle inanmıyorum. Benzer anlatılar her dinde var. Ben sizden sadece bir fazlasına inanmıyorum.

Zaten sonsuz bir ödül ya da ceza beklemek ne kadar ahlaki sorgulamak lazım. Eğer sizi çalmaktan alıkoyan şey, alabileceğiniz ceza ise kendinizi bir sorgulayın. Ne bileyim, bir çocuğa zarar vermeme nedeniniz öldükten sonra cennete gitmekse, siz de bir sorun vardır. Asıl mesele doğruyu özümsemek ve ödül ceza beklemeden ona göre yaşamaktır.

Ne ben, ne de bir başkası cezanın düzen sağlama gücünü inkar edemez. Lakin anında bir cezalandırma, ölümden sonraki cezalandırmaya göre çok daha etkilidir. Bana inanmayanlar İslam’da yasak olup, TCK’da yasak olmayan günahların, olanlara göre ne sıklıkla işlenebildiğine baksın.

Allah bu tip “cezalandırma” yoluyla caydırmaları yerine, doğruyu içselleştirme yolunda ayetler indirseydi, din daha inanılır olmaz mıydı? Gerçekten Allah’tan gelen bir kitap bunu yapıyor olmaz mıydı? Tabii yarattığı inanın ne mal olduğunu en iyi şekilde bilen bir tanrı, tehdit yöntemini de izleyebilir. Benim ki sadece kısıtlı kişisel görüş. Her ne olursa olsun, ahlakını ödül cezaya göre değil, doğruyu içselleştirme üzerine inşa etmiş birinin, yaratıcı katında daha makbul olacağına inanıyorum. Tabii umursayan bir yaratıcı var ise...


5 Eylül 2024 Perşembe

29 - Kureyş Suresi // Bizlik Bir Durum Yok

Verdiği nimetlerden ötürü Kureyş Kabilesinden, bu evin Rabbi dediği Allah’a ibadet etmesini istiyor. Sure bu kadar.

Bizlik bir durum yok.

Sonra soruyor, dini neden yalanlıyorsun diye. E bana dair bir şey yok ki bu kitabın en azından bir
kısmında.

Hayır bir de bu kandil gecelerinde falan camilerde Kur’an okunur, televizyonlar naklen verirdi. Orada böyle ağlayarak kendinden geçen, küçük gözlü, kır sakallı, takkeli amcalar kendilerinden geçmiş halde ağlarlardı. Heh işte o sırada okunan sure bu olabilir.

1 Eylül 2024 Pazar

28 - Tin Suresi

İncire, zeytine, Sina Dağına, ve şu güvenli kente yemin ediliyor.

İncir, zeytin yiyecek. Sina Musa’ya Tevrat’ın verildiğine inanılan dağ, güvenli kent de yüksek ihtimal, Mekke. Bunlar nasıl bir araya geliyor? Aralarındaki bağlantı ne? Surenin geri kalanı ile bunların alakası ne? Ben hiç anlamıyorum, anladığını iddia edene de inanmıyorum.

İnsanı en güzel şekilde yaratmışlar, sonra düşüklerin en düşüğüne çevirip atmışlar!

Peki bunu neden yaptığını açıklıyor mu? Hayır tabii ki.

Ben kendimce bir açıklama yapayım.

Biri var, zor bir çocukluk yaşamış. Öksüz, yetim kalmış. Kandan bağı da olsa, el elinde büyümüş. Genç yaşta işe koşturulmuş. Ticaret yolarında gezmiş tozmuş. Her gittiği yerde zenginlerin zulmüne tanık olmuş. Düzenden tiksinmiş. İnsandan tiksinmiş. Sonra bir bebek görmüş. Tatlı mı tatlı, güzel mi güzel, insanın en mükemmel formu gibi. İnsan bu halindeyken kötü değilmiş, sonradan kötü oluyormuş.Herkes kötüdür” derse de bu sefer dinleyen olmaz. O zaman birileri iyi olmalı. Bu iyi olanlar hem muallak olmalı, hem de herkes için kendi sınırlarında net olabilmeli. Bu sınırlar zaman içinde esnemeli, hatta bazen tam tersine gelebilmeli. Nereye çizelim sınırı? Mesela;

95/28: İman edip, barışa/hayra yönelik işler yapanlar müstesna. Bunlar için kesin bir ödül vardır.

29: Böyle iken dini sana ne yalanlatır?



Mesela bu sure?

Allah yargıçların en güzeli değil mi”ymiş?

Bilmiyorum. Varlığından ve adaletinden ziyade yokluğundan şikayetçiyim ben. İnşallah vardır. O yargı günü vermekte zorlanacağım cevaplarım olacaktır ama dinsizliğim bunlardan biri olmayacak. Gerçekten adil bir tanrı, şu kitabı okuyup iman etmeyeni değil, anasından babasından gördüğüyle iman ettiğini sananı atar o harlı cehennemine.




Bonus - Tekvin (1-25)

  Evet, normal akıştan farklı olarak bugün Eski Ahit’te, bizde daha sık kullanılan adıyla Tevrat’a giriş yapıyoruz. Eski Ahit hem Kur’an’dan...