5 Haziran 2024 Çarşamba

27 - Büruc Suresi


Burçlarla dolu göğe ve vaat olunan güne ve tanıklık edenlere yemin edilerek başlıyor.



Yine bir olay olmuş. Bir topluluk gebertilmiş. Anladığım kadarıyla olay şöyle:

Aziz ve Hamid olan Allah’a iman eden bir topluluk var. Bir başka topluluk, bu imanlılardan, iman ettikleri için öç alıyorlar. Hem de kırbaçların hendek gibi izler açtığı bir işkenceyle! Bu zalimler tutuşturulan ateşin adamlarıymış. (Aralarında kadın yok mu?) Onlar onun başında oturmuşlardı.(85/6) Ve hepsi, müminlere yapılanları seyrediyorlardı(85/7) İşte hendekçi diye tanımlanan bu adamlar gebertilmiş!



Allah da tüm olup bitene, aslında her şeye tanıktır. Ancak olaya müdahale etmez. Bu zalimlere tövbe kapısını da kapatmaz. Tövbe edenler, yaptıkları yanına kar kalarak günahlarından arınırlar. Ancak tövbe etmezlerse, cehennem.

İman edip iyi işler yapanlarsa altlarından ırmaklar akan cennete alınırlar. En büyük başarı da buymuş.

Allah ilk ve tek yaratan, Gafur, Vedud ve Arşın Sahibidir. Ve 16. ayette dediğine göre İstediğini hemen yapandır.

Yani Allah, kendisine iman etmiş müminlere yapılan bu işkenceye tanık olmuş ve bunu olmasına izin vermiş. Hiçbir şey yapmamış. Yapmak da istememiş. Her şeye tanık olan, gücü her şeye yeten ve istediğini hemen yapan Allah, bu işkenceye bile isteye seyirci kalmış.



Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler ama bu davulun sesi uzaktan bile hoş gelmiyor. Yine de biraz yakınlaştırayım ve size sorayım. Bir insanın size yapabileceği en büyük kötülüğü düşünün. Benim için çocuklarıma zarar gelmesi hayatta yaşayabileceğim en büyük acı. Biri bunu bana yaşatıyor. Çocuğuma aklıma hayalime gelmeyecek şekillerde acı çektiriyor. Kırbaçlıyor, hendek gibi izler açıyor. Hem de çocuğum doğru olduğuna inandığı şeyi yaptığı, barışa ve iyiliğe hizmet ettiği için. Sonra bu zalim pişman oluyor. Samimi şekilde tövbe ediyor. Cehennem cezasından kutuluyor. Herhangi bir başka ceza ataması da yapılmıyor.

Şimdi ben bunu çocuğuma, bana yaşatan ve sorumluyu cezalandırmadığı gibi benden de bu cezalandırmamaya ses çıkarmamamı isteyen tanrıya tapmaya devam ediyorum. Ben bunu yapamam, o tanrıya ibadet etmem, edemem. İçim almaz. Bu yüzden de o gün geldiğinde ben cezalandırılıyorum.

Ahlakın kaynağı olan Allahtır, Allahsız ahlaktan bahsedemeyiz diyen var. Allahınız adaleti ve Ahlakı bu mu?

Eğer anlatılanın anlamı çeviride kaybolduysa, zaman içinde bozulduysa falan da, ben olayı tamamen yanlış anlıyorsam, bunun sorumlusu yine de ben miyim? Yoksa beni davet ettiği imanın kitabını bin dört yüz yıl önce, benim anlamadığım bir dilde gönderen mi?

Sahi, bu davet gerçekten bana yapılmış olabilir mi?



17. ayette orduların haberi geldi mi diye soruyor? Ne ordusu? Firavun ve Semud’un ordusu. Semud hakkında bir bilgi bana gelmedi, sadece Kur’an’da karşılaştığım kadarı var. Deve kesmişler.

Firavun hakkında bilgi geldi ama hangi firavun? Ramses mi? Akeneton mu? Tutankamon mu? Bildiğim kadarıyla otuz bir farklı hanedan tarafından yönetilmiş bir devletten bahsediyoruz. Firavun dediğinde Aşağı ve Yukarı Mısır’ın birleşmesinden sonra ülkeyi yöneten yöneticilerden herhangi biri olabilir. Bunların bir kısmından biraz haberdarız, bir kısmından çok az haberdarız, bir kısmının adını dahi bilmiyoruz. Biz 21. yüzyılda bu kadar haberdarken, 7. yüzyılda çölde yaşayan Araplar firavunu falan ne kadar biliyor olabilir? Nereden gelecek onlara haberi? Tevrattan mı? Ya bu ayet ilk geldiğinde herkes tabii tabii deyip çevreye mi bakındı? Kral çıplak hikayesi mi var ortamda nedir?



Araya giren tarihi atıftan sonra esas olaya geri dönüyor. Allah bu inankarcı nankörleri kuşatmış bulunuyormuş. Zamanı gelince şiddetli vuruşuyla hesabı kesecekmiş.

O zaman, hangi zaman? Dünya’ya bakıyorum ve kazanan tarafta hiç Allah diyenleri görmüyorum. Ne yerelde, ne küreselde yok. Hepsini kuşattıysa, e vakit tamam değil mi? Ne zaman tamam olur? Belirsiz.

Bu soruyu sormak da müşriklik belirtisi ha! Onlar sorarlar vaadedilen gün ne zaman diye gibi sözlerle bu düşünce işleniyor. Cevabı olmayan sorular karşısında sinirlenmek gibi bir durum.



İş onların iddiaları gibi değil. Yani bir şey bildiğimi de iddia etsen gam yemeyeceğim. İş burada yazan gibi de değil, Allahsızlar, Allah adını kullananlar, bu dünyayı hep kazanmışlar, onu ne yapacağız.



O çok yüce bir Kur’an’mış, korunmuş bir levhadaymış. Korunmaktan kasıt bu yazılı levhanın kırılmaması mı?

He bir de, korunmuş Kur’an’nın en ilkel yazı araçlarından birinde olmasından bahsedelim mi? Kur’an indiğinde levhalara yazılmadı ki? Yazı işinin levhalara, tabletlere yazıldığı dönem Kur’an’a göre çok daha eski.

Bir de, O, yüce bir Kur’an’dır deniyor. Başka Kur’anlar da var mı? Bu kadar yüce olmayanlar? Bahsedilen yüce Kur’an, benim şu anda okuduğum, yorumladığım mı? Evet bazı sureleri çok yüce geliyor ama bazı kısımlar da anlaşılmaz, bazı kısımlar basbayağı çelişkili.


Ekleme: Tövbe edip temizlenme kısmında yazıyı yazdıktan sonra aklıma gelen bir şey var.

 Gerçek bir tövbeye ulaşmak için ne gerekir? 

Öncelikle işlediğin suçun ve verdiğin zararın farkına varmalısın. Bu fiilden, pişmanlık duymalısın. Ancak vicdanının sana yapmakta olduğu işkenceyi sona erdirmek için değil. Suçu işlediğin kişiye karşı duyacağın sorumluluk hissinden bunu yapmalısın. Bağışlanma ve bağışlanmadan gelecek ödülü beklemeden, istemeden. verdiğin zararı telafi edemeyecek olsan da, izini daha az görünür, hissedilir yapmak için elinden geleni yapmalısın. Tövbe ancak böyle olursa, bir anlamı vardır. Yoksa bana karşı işlenmiş bir suçun, bana verilmiş bir zararın bağışı affedilmesi alemleri yaratmış dahi olsa bir yaratıcının yapabileceği bir şey değildir. o hak sadece bende, yani zarara uğrayandadır. 

Kuralları tam olarak aynı olmasa da bir nevi onarıcı adaletten bahsediyorum. Tövbe bu olmalı. Eğer haklıysam, Alllah onarıcı adaleti önceliyor ve bunu başaramayanlara cezalandırıcı adaleti uyguluyor. Böyle bakınca değil yazıldığı günden, zamanımızdan bile ötede bir anlayışa sahip oluyor. 

İsa demişse güzel demiş; Sezar'ın hakkı Sezar'a. Gerçi Sezar var mı yoksa ben mi bir Sezar uydurdum hiç emin değilim. 

3 Haziran 2024 Pazartesi

26 - Şems Suresi

Güneşe, ışığının parladığı kuşluk vaktine, onu izlediğinde Ay’a, onu iyice açtığı vakit gündüze, sarıp sarmaladığında geceye, göğe ve onu kurana, yere ve onu döşeyene, nefse ve onu düzgün biçimde şekillendirene, ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene yemin ediliyor.

En uzun yemin girişlerinden biri ve konu güneşten, insana kadar geldi. Şimdi biraz derinlemesine bakalım. Öncelikle Ay, Güneş’i takip etmiyor. Burada “onu izlediğinde Ay’a” denilerek sanki Ay ve Güneş

Dünya’nın etrafında birbiri ardınca dönen cisimler gibi yansıtılmış. Halbuki bunun böyle olmadığını bilmek için her şeyi bilen bir tanrı olmanıza bile gerek yoktu. Biraz gözlem ve matematik size bu bilginin yanlış olduğunu kolayca gösterirdi. İslam orta çıkmadan çok daha önce insanlığın bir kısmı bunu çözmüştü. Demek bu bilgi henüz arş katına ulaşmamıştı.

Gecenin gündüzü sarmalaması ifadesini edebi bir zevk olarak görmek itiyorum. Yoksa gece karanlık, ışık geçirmeyen bir madde ve güneş gittiğinde, ondan kalan ışığı örtüyor gibi anlamlar çıkabilir. O kadar da fantastik düşüncelere iman edilmemiştir, değil mi?

Göğe ve onu kurana, yere ve onu döşeyene” burada da hem yaratılana, hem de onun yaratıcısına yemin edilmiş oluyor. Galiba amaç yine edebiyat yapmak. Yoksa en büyüğünün yanında, yaratılmışa da yemin etmenin pek faydası yok gibi.

Sonra insana geçilmiş. Hangi insan? Nefsini terbiye etmiş, günahlardan kaçınmış, benliğini temizlemiş ve sonunda kurtuluşa ermiş olan insan.

Benliğini kirletip kayba uğrayanlara örnek olarak Semud Kavmi’nin suçu ve cezasına kısaca değinilmiş. Bu kavme de bir peygamber gönderilmiş. “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun” demiş. Fakat tabii ki inanmamışlar ve deveyi gırtlaklamışlar. Allah da onların günahlarını başlarına geçirmiş. Yurtlarını da dümdüz etmiş.

Şimdi biri bana gelse, “ben elçiyim, bu da Allah’ın devesi” dese, kahkahalar ile gülerim. Deve benimse vakti geldiğinde keser yerim. Devenin su içme hakkı ne ayrıca?

Ya Allah’ın neden devesi var? Hadi var, korumak için neden peygamber görevlendiriyor? Böyle bir şey olabilir mi?

Anlatım sembolik olmalı. Gerçek anlamı ile aldığımız da saçma sapan bir durum çünkü.

Anlatılmaya çalışanı anlamak da çok güç değil. Hayvanların temel haklarının korunması isteniyor. Sadece yaşama hakkı değil, dikkat edin, su içme hakkı denilerek ihtiyaçlarına kolayca ulaşabilmesi denilmek isteniyor.

Semud kavmi çıkarları için hayvanlara eziyet ediyordu, peygamber bu konuda uyardı, dinlemediler, yaptıkları bu eziyetlerin sebep olduğu salgın hastalık gibi bir felaket yaşadılar ve çoğu öldü, kalanlar da göç etti. Bakımsız kalan ve lanetli görülen kent de zamanla yok oldu.

Muhtemelen buradaki mesaj bu değil ama böyle alırsanız bir anlamı olur.

İkinci defa güncele denk geliyorum. Bu yazının yazıldığı günlerde gündemin en önemli konusu sokak köpeklerinin uyutulması. Kur’an’ın konuya bakışı da “Allah’ın Devesi” ve Semud kavmi kıssası ile gayet açık ve net. O hayvanları bırakın uyutmayı, temel haklarından mahrum bırakmayı bile düşünemezsiniz. Eğer ki Kur’an’ın öğüdünün sizin için bir anlamı varsa. Ancak bir şeye özellikle dikkat çekmek istiyorum, Semud Kavminin bir kısmı değil tamamı suçlanıyor. Yani “bunu yapamazsınız diyerek, yapılmasın diye eylem falan yaparak işin içinden apak çıkamazsınız. Elinizi taşın altına koyup, sokaklarda sefil yaşamlar süren bu köpeklerin sefaletine son vermeli, evinizde beslemeli ya da uygun yaşam ortamlarının kurulması için çalışmalısınız. Bu Allah’ın Devesinin su içme hakkını korumaktır.


Tabii bu vaadin, yani doğal yaşamın ırzına geçenlerin yurtlarının yıkılmasının kayıtlı tarihte hiç gerçekleşemediğini de eklemek gerek. Aksine son yüzyıllarda bu ırza geçenlerin, ırza geçmeleri sayesinde güçlerine güç kattığı, geçmeyenleri ya yuttuğu ya da onlara örnek olduğu da bir gerçek. Keşke vaat gerçek olsaydı ama işte, gerçekler acı.


24 Mayıs 2024 Cuma

25 - Kadr Suresi


Bin aydan daha hayırlı olduğu söylenen Kadir Gecesi’nin bildirildiği kısacık sure.

Bu bin aydan daha hayırlı olması olayını gerçekten anlamıyorum. O gece yapılan sevap, bin katsayısı ile mi çarpılıyor? O zaman sevabını bir şekilde kadire denk getirmiş olanlar yırttılar. Bin ay dediğiniz öyle az buz bir şey değil, 83 yıldan fazla ediyor. İki yıl boyunca her gece ufak sevaplar yapan biri, hayatı boyunca doğru yaşamış, ancak gün batımıyla uykuya dalan birinden daha fazla “hayır” işlemiş sayılabilir.

Yine bir dev hizmet yapmış oldum.

Bir de Kadir Gecesi hep ramazan ayında aranıyor ama burada öyle bir ibare yok.

Neden bu kadar özel olduğu da söyleniyor. Biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik. O dediği muhtemelen Kur’an. Gerçi indirmeye başladık demiyor. İndirdik diyor. Biz biliyoruz ve okurken de bariz şekilde görüyoruz ki, Kur’an öyle bir gece de inmedi. Yaşanan olaylara göre parça parça indi. Başka bir şeyden bahsediyorsa da ipucu yok.

Kadir Gecesi’nin tekrar eden bir şey olduğuna dair de pek bir ibare yok. Melekler ve Ruh Rablerinin izniyle o gece her iş için iner de iner!(97/4) diyor. Geniş zaman çekimi kullanmış. Buradan tekrar ettiğini varsayabiliriz. Bu sefer de tekrarın hangi takvime göre olduğu konusu meçhul kalıyor. Arapların ay yılı esaslı takvim kullanmaları pek çok şeyi bu takvime bağlamış. Buradan hareketle Kadir Gecesi için de tekrar ay yılına bağlanmış. Ancak 83 yıldan daha hayırlı olduğu söylenen bir gece, her yıl tekrar edebilir mi? Öyleyse yukarıda dediğim gibi bir hata ortaya çıkıyor. Yıl içinde Kadir Gecesi’ni yakalayan biri ömürlük hayır işlemiş olur.

Diğer bir ihtimalde burada geçen hayırlı olmasının, insanın yaptığı hayra bir etkisi olmaması. Bu durumda da yıl içinde tekrar etmesi çok mantıklı gelmiyor. Her yıl melekler ve Ruh’un iş halletmek için inmesi mantıklı gelmiyor. Kaldı ki ne işleri var ki onların? Yıl sonu muhasebe kayıtlarını mı tutuyorlar?

Ne işleri var diye sormuşken, bir şeyin olması için ol demesi yeter olan bir ilah, meleklere veya başka şeylere neden iş veriyor? Yarattık bari işe yarasınlar mı diyor? Yoksa mitlerin gelişi mi böyle?

Son ayetinde o gecede esenlik ve huzur olduğunu söyleyerek bitiriyor. Sizi bilmem ama ben hayatımda gelişen bir şey yoksa, rutin olarak herhangi bir takvimin, herhangi bir gecesinde daha huzurlu ve esenlikli hissetmiyorum.

Bitirmeden söyleyeyim, Kadir Gecesi Kur’an’da geçen de tek özel gece. Bizim kandiller olarak belli günlerde ibadet ettiğimiz geceler Kur’an da geçmiyor. Büyük ihtimalle hadis falan uydurulmuş, İslam fetihlerinin yayıldığı alanlardaki özel geceler bu yolla İslam’a eklemlenmiş. Sorun yaratır mı bilmiyorum. Siz yine de o kandillere dedenizi arama bahanesi dışında pek anlam yüklemeyin.

Berat Kandilinde aranmayınca tripleregiren dedelere selam olsun.


20 Mayıs 2024 Pazartesi

24 - Abese Suresi

Net şekilde söylemiyor ama seslenilen kişi muhtemelen yine Muhammet’in kendisi. Dedikleri ise hiç hoş değil.

Yanına kör birisi geldiğinde, -
ki bu körlük mecazi de olabilir, yüzünü ekşitmiş, öteye dönmüş!

Sen ne biliyorsun, belki o arınıp temizlenecekti? Öyle adam seçmeceli peygamberlik mi olur? Yok sen sana geleni bırakmışsın, toplumda süksesi olan, kendini beğenmiş elemanlara yöneliyorsun. Sana ne onun arınmasından? O koşarak sana gelen, beğenmediğin kördür, içine ürperti düşen. Sen ona aldırmazlık ediyorsun.

Bazılarının kainat yüzü suyu hürmetine yaratıldı dedikleri peygambere Allah’ın söyledikleri bunlar. Yorumlamaya gerek var mı? Daha önce de Muhammet hakkında olumsuz ifadeleri görmüştük ama burada yazanlar şimdiye kadar olan en sert sözler. Kitap açık açık Muhammet’i toplumun önde gelenlerine torpil geçmekle suçluyor.

Peki bu gerçekten suç ise, Allah neden aynısını yapıyor? İleri tekrar tekrar göreceğiz. Allah, Firavun’a inansın diye mucize üzerine mucize gösterecek. Soruyorum, siz hangi mucizeyi gördünüz? Firavun’un imanı neden sizinkinden daha değerli?





Burada bir başka ihtimal de Muhammet’in kendisine kızması. Tebliğ sırasında birisi onun yanına yanaştı ancak onun imanı Muhammet tarafından önemli görülmedi. Daha sonra bundan pişman oldu ve kendini kötüleyerek dini temize çıkardı. Kendisi için olumsuz bir durumu olumluya çevirdi.





Surenin ikinci kısmı diyebileceğimiz kısımda Kur’an tanımlanıyor. Öğüt alınıcı, kutsanan bereketli sayfalar, yücelten temiz sayfalar. Ak-pak mübarek yazıcıların ellerinde.

Süs eşyası özelliğini ne zaman kazandı çok merak ediyorum. Bakın Allah bu kitabı öğüt verici olarak tanımlamış. Öğüt almak için defalarca okunması gerekiyor. Evin duvarına asıldığında sizin üzerinizde hiçbir etkisi yok. Tam aksine, imanınıza zararı var. Bir put haline getiriyorsunuz. Hem peygamberi, hem de kitabı put haline getiriyorsunuz. Neyin hayırlı olduğu konusunda kesin bilgilerle kuşatılmış bir Allah dostu değilim ama neyin yanlış olduğunu görecek kadar akıl sahibiyim. Ne kitap, ne de peygamber mükemmel değiller. Biri sadece öğüt alınacak kaynaklardan biri, diğeri ise bu kaynağın müjdecisi elçi. Kurtuluşun reçetesi ya da reçete yazarı değiller. Reçete sizin vicdanınız, yazarı ise ona samimiyetle bağlı aklınızdır.





Kahrolası insan, ne kadar da nankördür.(80/17)

Allah onu bir spermden ölçülendirip biçimlendirmiş de yaratmış. Yolu kolaylaştırmış. Sonra öldürmüş, sonra da kabre koydurmuş. Dilediği zaman da diriltmiş! Gel gör ki insan emredileni hiç yerine getirmemiş!

Şimdi öncelikle, dirilen kimse görmedik. Gelecekte olacak olabilir, görüp de inanmayan namerttir. Büyük ihtimalle, inanmak için çok geç olmuştur.

İkinci olarak, her ölen kabre konulmadı. Üzgünüm. Burada bildiğimiz mezardan başka bir anlam varsa, onu da biz görmedik.

Son olarak, kimse mi emri yerine getirmedi? İnsanlar genel olarak mı getirmiyor? Diriltilme olayından geçmiş zaman kipinde bahsediyor. Demek ki, bu mesaj zamanın sonundan geliyor. Gelecekte de beklemeyelim o zaman emre uyulmasını. Hem bu insan bu kadar kötüyse, secde etmedi diye İblis’e neden kızdı ki Allah? Haklıymış, anlaşılan bu insanlığın mayası bozuk.





Devam..

Kendi yiyeceğimize bakacakmışız. Suyu Allah dökmüş, yer yüzünü yarmış da yarmış, ardından orada daneler biriktirmiş. Bir sürü de nimeti bizim ve hayvanlarımız için yetiştirmiş. Kısaca evrenin yasalarını belirlemiş, ilk dokunuşları yapmış, gerisi çorap söküğü gibi gelmiştir zaten.





Son kısımda kıyametin tablosu yine çiziliyor. O gün, kişi öz kardeşinden, anne babasından, eşinden, oğullarından kaçarmış. O gün herkesin kendisine yetecek bir uğraşı varmış. Kıyamet koptu, hala mı uğraş? Yanacaksak yanalım, keyif süreceksek sürelim, uğraş nereden çıktı şimdi?

Tabii ki o gün insanlar iki gruba ayrılıyor. Gülenler yüzler var. Toza toprağa ve is’e bulanmış yüzler var. Onlar küfre ve kötülüğe batanlar.


10 Mayıs 2024 Cuma

23 - Necm Suresi

Yemin kısmını doğrudan yazıyorum:

Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza / fışkırıp çıktığı zaman çimene / süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı’na / aşağı indiği zaman o parçalar halindde ağır ağır gelene,

Arkadaşınız Muhammet ne saptı, ne de azdı! Vurgu arkadaşınız denmesinde. Yani sure inanmayanlara değil, inananlara hitap ediyor. Anlaşılan Muhammet’te sapma ve azma suçlaması kendi arkadaşlarından gelmiş.

Muhammet bir şey görmüş, arkadaşlarına da bunu söylemiş. İşte sapma suçlaması bundan kaynaklanıyor. Ne gördüğünü iddia etti tam belli değil ama gördüğü şey surenin 18. ayetinde: “Yemin olsun ki, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü” diye nitelendiriliyor.

3. ayetten itibaren sözlerinin keyiften ve kuruntudan kaynaklanmadığını, vahiyden kaynak aldığı söyleniyor.

Demek ki çevresindekilerin en azından bir kısmı, keyfine göre konuştuğunu söylemiş. Ne garip, daha önce ki bir ayette, “yanlarında kitap var da istediklerini oradan keyiflerine göre buluyorlar mı?” denilerek Mekkeliler suçlanmıştı. Şimdi benzer bir suçlama peygambere yapılmış.

11. “ayette, kalp yalanlamadı gördüğünü” diyor. Bu bir mecaz değil. Kalbin görmesi, düşünmesi, yalanlamaması... Modern tıptan önce kalbe böyle hiç de işlevi olmayan işlevlerin yüklenmesi oldukça yaygın bir inanıştı. Beynin işlevlerinden bir kısmı kalbe yükleniyordu. Aynı anlayış burada da var.

Benim aklım dini kesinlikle reddediyor ama bir kısmım da inanmayı hala deli gibi istiyor. İşte böyle durumlar için “kalbinde var” gibi ifadeler kullanılıyor ancak tamamen yanlış. İnanmayı köpek gibi isteyen parçam da beynimde bir alanda bulunuyor. Bir yaratıcının olmasını istemem tamamen akılcı isteklere dayanıyor da, onu sonra konuşuruz.

14. ayette son sınır ağacı, Sidret’ül Münteha diye bir şeyden bahsediliyor. Muhammet’in gördüğü her ne ise, bu ağacın yanında görmüş. O vakit, Sidre’yi kuşatıp saran, kuşatıp sarıyormuş. Gördüğü bu mu yoksa bu bir zaman ifadesi mi tam belli değil. Sığınılacak bahçe de bu ağacın yakınındaymış.


Bahsedilen Sidret’ül Münteha nedir, bilinmez. Ancak mitolojik bir anlatı olduğu tahmin edilebilir. Zaten Surenin başında edilen yeminde geçen Ülker Takımyıldızı da mitlerde karşımıza sık sık çıkar. Buradan hareketle, daha önce de anlatılmış, mitlerle alakalı, inanması çok zor bir şey olduğunu düşünüyorum. Yanındakiler bu anlatıya inanmayıp suçlamalarda bulununca, Allah yardıma gelmiş ve bu surenin bu kısmını indirmiş gibi.

Arkadaşlar, konunun bizimle alakası nedir?



19.-24 arasında arasında meşhur putlar Lat, Uzza ve Menat yalanlanıyor. Bunlar hakkında hiçbir delil indirilmemiş. Arapların atalarının uydurduğu, hoşlandığı şeylermiş. Masalmış yani! Ne ilginç, benzer şeyler günümüzde şimdi İslam için söyleniyor. Bir inanç, asla kesin delillere dayanamayacağı için, her inanç için, bir diğerinin temsilcileri “kanıt yok!” diyebiliyor.

Evet sevgili inananlar, siz her ne kadar aksini iddia etseniz de, inandığınız dinin tek gerçek din olduğuna dair, Muhammet'e gerçekten vahiy geldiğine dair hiçbir kanıt yok. Baksanıza, arkadaşları bile onu keyfince konuşmakla suçlayabilmiş. 

İnsan için her özleyip hayal ettiği var mı acaba?(53/24)

Bunun retorik bir soru olduğunun farkındayım ama çok da güzel bir umut. Yani, doğrudan yok dememesi. Belki de başka bir düzlemde her hayal gerçektir, biz onu hayal ederken yaşanıyordur.



26. ayette göklerde bir sürü melek var ama şefaatleri hiçbir işe yaramaz, deniyor. Yani o meşhur af kapısı bir anda kapatılıyor. Sonra ise “Allah’ın dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna.” denilerek kapatılan kapı bir miktar aralanıyor. Böylelikle kapı sadece şefaate değil, panteona da aralanmış oluyor.

Ahirete inanmayanlar meleklere dişi isimleri takıyorlarmış. Bizden bahsetmiyor, o dönemde böyle insanlar varmış. Cidden çeşit çeşit insan var. İnanmayacaksan, hiç birine inanma! Meleğe inanıp, ahirete inanmamak nasıl bir manyaklık? Hem bu din olaylarında en inanılası, en bizim çıkarımıza olan şey ahiret değil mi? (İş sonunda Anunakilere falan varacak.)

Onların bu konuda bir bilgisi yokmuş.

Bence akılları da yokmuş. Saçma sapan şeyler uydurmuşlar. Allah da bu görüşümü “yalnızca sanıya uyuyorlar” diyerek doğruluyor. O sanı da hiçbir şey kazandırmazmış. Bu dangalaklar ilimden de ancak bu kadarına ulaşır zaten.

27-30 arasındaki bu anlatı, zannı gerçek gibi belleme olayı, günümüzde inanmayanlardan ziyade, çeşitli versiyonları ile inananların yaptıkları bir şey. Bazı çılgınlar seks fantazilerini, gidip gördükleri cennet gibi anlatıyorlar. Ben inanmamama rağmen “ya gerçekse” diyip Allah’tan korkuyorum, bunlar da hiç korku yok. Tıpkı bu surede anlatılan dangalaklar gibi, her şeyi bildiklerini iddia ediyorlar. Hem kitabın Rabbi, hem de ben bu tipler hakkında aynı şeyi söylüyoruz. Hiçbir şey bilmiyorlar!





Göklerde ve yerde olan ne varsa, hepsi Allah’ınmış. Bunun nedeni de, kötüleri cezalandırması, iyilikleri ödüllendirmesiymiş.


Şimdi iyi tar
ifi geliyor: “...günahın ve iğrençliklerin büyüklerinden kaçınırlar. Bazı küçük dil sürçmeleri hariç. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin affı geniş olandır...(53/32)” 

Ayetin devamında bizi topraktan oluşturup ana karnında cenin olarak bulunduğumuz zamandan beri en iyi tanıyanın O olduğu söyleniyor. O halde kendinizi temize çıkmış göstermeyin, kimin takva sahibi olduğunu bilen O’dur, deniyor.

Surenin başındaki “Muhammt'e inanmama ve onu sapkınlıkla suçlama” olayının etkisini bu ayette de görüyoruz. Affedicilik vurgulanırken, neyin ne olduğunu da biliyorum, diyor. Grup içi disiplin sağlama çalışması gibi dursa da, alıntı yaptığım kısım benim gibilere umut oluyor. Şu yazdıklarımda bazen “günah” olabilecek şeyler oluyor, ancak iğrençliğin büyüğü de denilemez. Benim durumum affedilebilir gibi geliyor. Gerçek olsun da, ben biraz cezaya da razıyım.





O geri döneni gördün mü?

Eyvah, birileri dinden dönüyor. Paniklemeyin, o zaten çok az vermiş, sonra inatla sıkıca tutmuş. Yani zaten pek faydası yokmuş. Gaybın bilgisi de onun yanında değilmiş.

Geldik yine gaybın bilgisine! Allah, gaybın bilgisi için benim yanımda diyor ama pek paylaşmıyor. Yine olay olduktan sonra bir açıklama. Önceden şöyle olacak deyip de hazırlamıyor müminleri, sonradan “sorun değil, zaten şöyle böyle” diyor.

O gidene, Musa’nın ve İbrahim’in sayfalarındakiler haber verilmemiş mi? (Galiba giden kişi Yahudi)

Gerçek şu ki, hiçbir günahkar bir başka günahkarın yükünü sırtlayamaz.(53/38)

Suçun bireyselliği ilkesi gelmiş gibi görünüyor. Ancak ileride bu ilkeye aykırı ayetler de maalesef göreceğiz.

İnsan için kendi çalışmasından başkası yokmuş ve o ismi lazım değilin edindiği de yakında görülecekmiş.

Sizce de biraz uzamadı mı bu ismi verilmeyene olan söylem? Sanki sinirlenilmiş, söyleniyor söyleniyor da, hırsını alamıyor. Kafanızdaki Allah ile bu tutum uyuyorsa, sorun yok. Benim işte buralarda imanım sarsılıyor. Allah, olacağını bildiği bir olay gerçekleştiğinde böylesine sinirlenmez.





Dönüş tabii ki rabbimizeymiş. Güldüren-ağlatan, öldüren-dirilten, iki çifti erkeği-dişiyi yaratan, zenginlik veren, nimete boğan, şuurlandıran, O’ymuş.

Bu özellikler sayılırken arada “Meni haline atıldığı zaman bir spermden(23/46) Hiç kuşkusuz, o ikinci oluşum da O’nun işidir.(23/46) ifadesi geçiyor. Ne demek istediğinin anlamadığım için özelliklere yazmadım ve yorum da yapmayacağım.

Bir de benim “şuurlandırma” diye yazdığım özelliği “Şi’ra yılzdızının rabbi de O’dur.” diye geçiyor. Ben taksim işaretinden sonra verilen anlamı yazdım. Ancak surede çok fazla mitolojik öge olduğunu düşünürsek bu şuurlandırma anlamı çevirisini kullandığım Yaşar Nuri Öztürk’ün bir çıkarımı olabilir.





Ad, Semud, Nuh kavimleri yok edilmiş. Çünkü azmışlar! Kentleri yere geçirilmiş, sarıp dolanan, sarıp dolanmış.

Muhammet de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcı. Yaklaşmakta olan da yaklaşmış, onu Allahtan başka kaldıracak, kimse de yokmuş.

Başa dönüyor ve artık her ne dediyse Muhammet, o sözden mi hayrete düşüyorsunuz diye soruyor. Hayretten beteri, gülmüşler, ağlayacakları yerde! Kibirlenip kafa tutarak sersemce somurtmuşlar. Ve inanır mısınız, hiçbirinin kafasını kesen olmamış! Vallahi bak, peygamberin yüzüne karşı onunla ve söyledikleriyle dalga geçilmiş, ancak kafalar yerinde kalmış. Dayak bile atılmamış. 

Ya bugün, bu gülmeyi, kafa tutmayı bırak peygamberi, en dandik tarikatın şeyhine yapsan kafanı keserler. Olmadı kırarlar. Üzüldüm şimdi Muhammet’te, ne dik başlı cemaati varmış.

Son ayette Allah için iş yapın deniliyor ve bitiyor.

Bitirmeden genel bir değerlendirme yaparsak, suçun bireyselliği ilkesi ve Allah’ın affediciliğinin vurgulanması, dışında, bu surede günümüz insanının geneli için pek bir şey yok. Arapçası okunurken ağlayıp dövünenlere selam olsun! Siz cennete, ben zebanilere, öyle mi?


7 Mayıs 2024 Salı

22 - İhlas Suresi

De ki, Allah Ahat(Ahad), Tek ve Samet’tir.(Samed)

Ahat parçalanamayan, bölünemeyen, kısımlara ayrılamayan demek. Bu söylemin kuantum fiziği ile falan alakası olduğunu sanmıyorum. Baktım, kimse de parçacıklı olmama muhabbetinden bu sureyi kuantuma falan bağlamamış. Açıkçası biraz hayal kırıklığına uğradım. O kadar fizik ve İslam aynı şeyi söylüyor demeye çalışan nevhoca var. Nasıl kaçırırlar bu anlatıyı? 

Bir tık konu dışına çıkıp bilimsel gerçekler için "aha bak bu surede yazıyor bu" diyenlere iki kelam edeyim. Arkadaşlar bilgi zaten herhangi bir şekilde bir yerlerde yazıyor. Onu okumak, keşfetmek sadece bir başlangıç. Asıl olay o bilgiyi kullanacak alt/üst/nekarınağrısıysa bir yapıya sahip olmanız, keşiften bir icat çıkarmanız. Kuru keşfi neyleyeyim ben? Yerçekimi varmış, eeee bana ne bundan. Eğer yörüngeye uydu oturtamıyorsak, kime ne kütle çekim kanunun formülünden. 

Bir de nedense hep bulunmuş bilimsel gerçekleri yazıyor. Hani bilimden önce falan konuya açıklama getirmiyor. Bin yıldan fazla "kulhuvallahu ehad" dendi ama kimsede buradan yolca çıkıp kuantum yollarına girmedi. Hep birileri yola girdikten sonra "ahan da burada yazıyor" dendi, deniyor. Gerçi Allah da kitapta aynı şeyi yapıyor. İnkar edecek olanın, inkar edeceğini söylemiyor da, olay gerçekleştikten sonra inkar edene kızıyor. 

Konuya geri dönelim.

Burada söylenmek istenen muhtemelelen tek olan Allah’ın farklı özellikleri, farklı tanrı suretlerinde ortaya çıkmaz demek istiyor. Muhtemelen baba-oğul-kutsal ruh aslında birdir, diyen, bazı Hristiyan öğretilerine cevap veriyor. Bence de haklı. Öyle farklı form ve halleri olan Tanrı mı olurmuş! 

Samet, her türden dua ve şükranın yöneldiği eşsiz varlık anlamına geliyor. Yanında yamacında altında üstünde başka yakarılacak, el açılacak kudret sahibi yok. Türbelerde üç kulu okumaya devam mı? Allah'ın altına ölmüş ya da yahatta olan bir sürü yakarılacak, el açılacak tanrıcık yerleştirmeye devam mı? 

              Ne doğmuş, ne doğrulmuş. Dengi ve benzeri yokmuş. Olmamış, olmazmış. 

Surenin özeti la ilahe illallah oluyor. Seviyorum böyle mesajını net ortaya koyan sureleri. Buddur, budur, böyledir diyor. Yormuyor. Evrenselliği de yakalıyor. Allah bugün de bir, altında dün de ilahçıklar yoktu, hiçbir zaman üç aylık zırlayan bir bebek olmamıştı, yarın da eşi benzeri olmayacak!

Zaten eşi benzeri olsaydı, aralarında bir çekişme olurdu ve biz de bunun etkilerini bir şekilde yaşardık. Ortam fantastik kurgu eseri gibi olurdu. Sanki bir tık daha eğlenceli gibi duruyor ama sonucu da belli. İkiden biri yok olana kadar süren acı, ızdırap, göz yaşı. Tabii ki soykırım. Hatta tür'kıyım.

Dev hizmet; Netfilix'e satmalık dizi: Neandertaller aslında başka tanrının yaratımları ve bizim ki ile mücadeleyi kaybetti. Kaybetti mi yoksa sahte bir geri çekiliş miydi? Yer altından saldırıya geçen iki Neandertal kablesi dünya da dengeleri değiştiriyor. İçine bu Avrupadaki maniheizmin ikililik inanç sistemini, çeşitlilik katmak için İran zerdüştlüğü ile karıştırarak yedir. Bol entrikalı, inanç sorgulu, eşcinselli ve sığ sorgulamalı dizi hazır. Beni arayın. 

Haydi babay. 

25 Nisan 2024 Perşembe

21 - Nas Suresi

Şeytanın şerrinden insanların, rabbi, yöneticisi, yönlendiricisi, ilahı, rabbi olana sığınırım.

Şeytanın ne olduğunu da söylüyor. Kıvırıp kıvırıp saklanan, sinip sinip gizlenen vesvesenin/o sinsi, o aldatıcı şeytanın şerrrinden. (21/4) İnsanların göğüslerine kuşkular, kuruntular sokar o; (21/5) Cinlerden de olur, insanlardan da (21/6)

Hatırlatayım, ben inançlı değilim. Dinsizliğim kesin gibi de, ilahsızlığım şüpheli. Hala sık sık dua eder, korunma isterim. O yüzden tam dinsiz de sayılmam.

Ben bu yazdıklarımda kimseye vesvese verme niyetinde değilim. Yarın öbür gün, yani işte o meşhur gün, benim yanıldığım ortaya çıkar, bu kitapta yazan her şey eksiksiz dinin parçası çıkar, kimse bana gelip, “sana uydum” demesin! Ben sadece benim aklıma uymayan yerleri söylüyorum, düşünmeye teşvik ediyorum. Şeytan ben değilim!

Korunma büyüsü gibi surenin içinde kendi korunma kalkanımı da açtıktan sonra, devam.

Cinleri bilmem ama burada tarif edilen şeytandan insanlar arasında çok var. Söyledikleri ve yaptıkları tutarlı olmayan, dillerinden Allah, ceplerinden para eksik olmayan insanlar. Hem fakirliği övüyorlar, hem zenginliği yaşıyorlar. Eyleme geçirebilecek kıvılcıma bile kova kova su taşıyorlar. Haklarını verelim, güzel konuşuyorlar. Ah bir de dinlerken gözleri açık tutmak mümkün olsa!


İblisi, cinlerden ordusunu bilmem. Onları gösteremem. Siz insan olan şeytanlara karşı uyanık olun. Diğerlerinden korkarsanız, Felak var, Nas var.

Günümüzde evreni açıklamak için Newton ya da ne bileyim, Aristotales'in fizik kuramlarından çok daha doğru çalışan kuramlar var. Ancak bu "eskimiş" kuramları bir kenara atmıyoruz. Gündelik hayatımızda kullanılabildikleri alanlar hala var. Ben bu iki sureyi biraz bu duruma benzetiyorum. Felak ve Nas, korkulacak durumlarda okunması söylenen iki suredir ve bunun çalıştığını defalarca gördüm. Kötü bir kabusun ardından açın okuyun, içiniz rahatlayacak. Tamam dine inanmıyorum ama çalıştığı durumları da inkar edecek değilim. Ender yaşanan paranormal korkularınız için Felak, Nas, sık yaşanan şeytanımsı insanlardan korunmak için akıl. Reçetem bu kadar.

Not: Bu sureyi Nass Suresi ile karıştırmayın. Başımızı yakan bu değildi. Zaten Nass da değildi. O kalkan olarak kullanılmaya çalışıldı. Başımızı yakan kendi seçimimizle kabul ettiğimiz sistemdi.


Bonus - Tekvin (1-25)

  Evet, normal akıştan farklı olarak bugün Eski Ahit’te, bizde daha sık kullanılan adıyla Tevrat’a giriş yapıyoruz. Eski Ahit hem Kur’an’dan...