3 Haziran 2024 Pazartesi

26 - Şems Suresi

Güneşe, ışığının parladığı kuşluk vaktine, onu izlediğinde Ay’a, onu iyice açtığı vakit gündüze, sarıp sarmaladığında geceye, göğe ve onu kurana, yere ve onu döşeyene, nefse ve onu düzgün biçimde şekillendirene, ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene yemin ediliyor.

En uzun yemin girişlerinden biri ve konu güneşten, insana kadar geldi. Şimdi biraz derinlemesine bakalım. Öncelikle Ay, Güneş’i takip etmiyor. Burada “onu izlediğinde Ay’a” denilerek sanki Ay ve Güneş

Dünya’nın etrafında birbiri ardınca dönen cisimler gibi yansıtılmış. Halbuki bunun böyle olmadığını bilmek için her şeyi bilen bir tanrı olmanıza bile gerek yoktu. Biraz gözlem ve matematik size bu bilginin yanlış olduğunu kolayca gösterirdi. İslam orta çıkmadan çok daha önce insanlığın bir kısmı bunu çözmüştü. Demek bu bilgi henüz arş katına ulaşmamıştı.

Gecenin gündüzü sarmalaması ifadesini edebi bir zevk olarak görmek itiyorum. Yoksa gece karanlık, ışık geçirmeyen bir madde ve güneş gittiğinde, ondan kalan ışığı örtüyor gibi anlamlar çıkabilir. O kadar da fantastik düşüncelere iman edilmemiştir, değil mi?

Göğe ve onu kurana, yere ve onu döşeyene” burada da hem yaratılana, hem de onun yaratıcısına yemin edilmiş oluyor. Galiba amaç yine edebiyat yapmak. Yoksa en büyüğünün yanında, yaratılmışa da yemin etmenin pek faydası yok gibi.

Sonra insana geçilmiş. Hangi insan? Nefsini terbiye etmiş, günahlardan kaçınmış, benliğini temizlemiş ve sonunda kurtuluşa ermiş olan insan.

Benliğini kirletip kayba uğrayanlara örnek olarak Semud Kavmi’nin suçu ve cezasına kısaca değinilmiş. Bu kavme de bir peygamber gönderilmiş. “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun” demiş. Fakat tabii ki inanmamışlar ve deveyi gırtlaklamışlar. Allah da onların günahlarını başlarına geçirmiş. Yurtlarını da dümdüz etmiş.

Şimdi biri bana gelse, “ben elçiyim, bu da Allah’ın devesi” dese, kahkahalar ile gülerim. Deve benimse vakti geldiğinde keser yerim. Devenin su içme hakkı ne ayrıca?

Ya Allah’ın neden devesi var? Hadi var, korumak için neden peygamber görevlendiriyor? Böyle bir şey olabilir mi?

Anlatım sembolik olmalı. Gerçek anlamı ile aldığımız da saçma sapan bir durum çünkü.

Anlatılmaya çalışanı anlamak da çok güç değil. Hayvanların temel haklarının korunması isteniyor. Sadece yaşama hakkı değil, dikkat edin, su içme hakkı denilerek ihtiyaçlarına kolayca ulaşabilmesi denilmek isteniyor.

Semud kavmi çıkarları için hayvanlara eziyet ediyordu, peygamber bu konuda uyardı, dinlemediler, yaptıkları bu eziyetlerin sebep olduğu salgın hastalık gibi bir felaket yaşadılar ve çoğu öldü, kalanlar da göç etti. Bakımsız kalan ve lanetli görülen kent de zamanla yok oldu.

Muhtemelen buradaki mesaj bu değil ama böyle alırsanız bir anlamı olur.

İkinci defa güncele denk geliyorum. Bu yazının yazıldığı günlerde gündemin en önemli konusu sokak köpeklerinin uyutulması. Kur’an’ın konuya bakışı da “Allah’ın Devesi” ve Semud kavmi kıssası ile gayet açık ve net. O hayvanları bırakın uyutmayı, temel haklarından mahrum bırakmayı bile düşünemezsiniz. Eğer ki Kur’an’ın öğüdünün sizin için bir anlamı varsa. Ancak bir şeye özellikle dikkat çekmek istiyorum, Semud Kavminin bir kısmı değil tamamı suçlanıyor. Yani “bunu yapamazsınız diyerek, yapılmasın diye eylem falan yaparak işin içinden apak çıkamazsınız. Elinizi taşın altına koyup, sokaklarda sefil yaşamlar süren bu köpeklerin sefaletine son vermeli, evinizde beslemeli ya da uygun yaşam ortamlarının kurulması için çalışmalısınız. Bu Allah’ın Devesinin su içme hakkını korumaktır.


Tabii bu vaadin, yani doğal yaşamın ırzına geçenlerin yurtlarının yıkılmasının kayıtlı tarihte hiç gerçekleşemediğini de eklemek gerek. Aksine son yüzyıllarda bu ırza geçenlerin, ırza geçmeleri sayesinde güçlerine güç kattığı, geçmeyenleri ya yuttuğu ya da onlara örnek olduğu da bir gerçek. Keşke vaat gerçek olsaydı ama işte, gerçekler acı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bonus - Tekvin (1-25)

  Evet, normal akıştan farklı olarak bugün Eski Ahit’te, bizde daha sık kullanılan adıyla Tevrat’a giriş yapıyoruz. Eski Ahit hem Kur’an’dan...