30 Kasım 2023 Perşembe

17 - Maun Suresi

“Gördün mü o dini inkar edeni.” diyerek başlıyor. Refleks olarak “evet, aynaya bakıyorum sık sık.” diyesim geliyor. Sonra okumaya devam edince konunun benle alakası olmadığını anlıyorum. Çünkü gördün mü diye sorduğu inkarcı / yalancı çıkaran, ben değilim.

Şöyle biriymiş o;

Yetimi itip kakan, yoksulu doyurmayı özendirmeyen, riyaya sapan / ibadeti ile gösteriş yapan, yardıma/iyiliğe engel olan.

Bu özelliklerin hiçbirini barındırmıyorum.

Şimdi reklamlar;

Yetimi itip kakmışlığım yoktur. Aslına bakarsanız burada yetimle anlatılan zayıf olan olabilir. Onu da itip kakmam. Ben de öyle çok güçlü biri değilim ama elimden geldiğince zayıfı korumaya çalışırım.

Yoksula doyurmayı özendiriyor muyum? Eh ben de öyle çok zengin değilim. Elimden geldiğince bağış yaparım. Gariptir, bağış yaptığım aylar sanki param daha bir bereketli olur.

Riya var mı? Yok, en azından ibadet konusunda. Etmiyorum çünkü. Yani klasik anlamda ibadet olarak görülen namazı kılmıyor, orucu tutmuyorum. Bunun dışında geniş anlamda yaptığım hiçbir şeyi aslında gizli bir ajandayla, göründüğünden faklı amaçlarla yapmıyorum.

Orta okula giderken namaz kılardım ama oldukça gizli gizli. Pek bilen yoktu. Sonradan söylediğimde de inanan pek olmadı. Demek istediğim, klasik anlamda ibadet ederken de, bunu gösteriş için yapmıyordum. Hatta yapamıyordum.

Herhangi bir iyiliğe engel olduğumu hiç hatırlamıyorum. İyilik meleği değilim ama kendimce insanları teşvik bile ediyorum.

Reklamı şu yüzden yaptım, burada hedef ben değilim. İnanmayanlar değil. İnananlar! En önde koşanları. Namazında niyazında olanlar. Çünkü 4. ayette “lanet olsun o namaz kılanlara ki,” deniyor.

Bu özellikleri taşıyıp sonra da namaz kılıyorsanız size lanet olsun. Durun ve düşünün, bugün ben müslümanım diyenlerin çoğunluğu bu lanetin hedefi durumundalar. Onlar namazlarında da gaflet içindeler.

Nasıl oluyor? İslam’ın temel ibadetini yerine getirip de bu kötü özellikleri hala nasıl taşıyorlar? Hani ibadet insanı temizlerdi?

Aslında soruya cevap da surede var. Onlar namazlarında gaflet içerisinde! Bu öyle bir gaflet ki, ne yaptıklarının bile farkında değiller. Namazı doğru kılmıyorlar.

Ellerini şöyle koy, yat kalk, rüku et, secdeye var, tüm bunları yaparken anlamadığın bir dilde tekerleme söyler gibi mırıldan, bunu günde beş vakitte şu kadar sayıda yap, bitti! Sanki bana ayrobik yapıyor dangalak! Allah’ın senden istediği bu olabilir mi ya? Evreni falan yaratmış bir yaratıcıdan bahsediyoruz. Gücü her şeye yetiyor. Senden bunları istiyor olabilir mi gerçekten! Ne anlamı var bu hareketlerin evrenler yaratan yaratıcı için? Herhangi bir şeyin ona ne faydası olabilir? Kulluğunu mu gösteriyorsun? Hayatınla göstereceksin onu, ibadetlerden biriyle, ikisiyle değil.

Namazda da sana faydalı olanı yapacaksın. O da Allah’ı anmaktır. Gün içinde adını tespih edeceksin, elin, aklın kalbin kötüye meylettiğinde o adı anmalar aklına gelecek, uzak duracaksın. Boş işlerle uğraşmayacak, kendine ve çevrene sonra da tüm insanlığa faydalı işler üretmeye çalışacaksın. Namaz budur! Namaz sana böyle fayda sağlar. Aksi halde namazında gaflet içerisindesin.

Ve bunları kimse söylemiyor! En modern, en takdir ettiğim dini bilgisi yüksek kişiler bile namazın şeklinde gaflet içinde namaz kılanlar ile hemfikirler. Şekli böyleymiş! Değil! Bu peygamber Arap toplumuna değil de, Hint toplumuna gelseydi ommm diye diye namaz kılacaktınız. İbadetlerin şeklini dönemin Arap toplumunun örfüne göre düzenlemişler. Orada kalmanın bir anlamı yok! Namaz bu, şekil değil! Secde alnını seccadeye koymak değil. Allah karşısında şükran içinde ve küçüklüğünün farkında olarak boyun eğmek! Secde namaz da değil, hayatı nasıl yaşadığındadır. Neler yapmaman gerektiğini de sure içinde söyledi zaten.

Oruç da aç kalmak değil! Ona sonra geliriz.

Başka bir şey daha var, bu sure indiğinde Muhammet’e inananlar iktidarda değil. Hatta avlanan pozisyonundalar. Yani namazında gaflette olanlar onlar olamaz. İktidardaki Mekke ahalisi de namaz kılıyor. Şeklen kılıyor. O şeklen kılmak imanı, insanı kurtarsaydı, onları kurtarırdı.

Ya biliyorum, tüm bunlar da boşuna. Bir Allah falan yok. Keşke olsa. Keşke şu yolun ortasında bir anda namaza duranları yakarken bize de izletse. Keşke “Allah” deyip orayı burayı taşlayan Saruman kılıklı cübbelilerin, cehennem de şok olmuş suratlarını bize gösterse...

27 Kasım 2023 Pazartesi

16 - Tekasür Suresi

Sekiz ayetlik kısa surelerden bir tanesi. Çokluk yarışı oyalamış durmuş birilerini. Ziyaret edip kabileri saymışlar. Demek ki çokluk yarışı malda değil de, kalabalık olmak üzerine.

Anladığım kadarıyla birileri, “Yahu bu Muhammet haklı olsa, ona inanan daha fazla olurdu. Bak ne kadar da azlar. Oysa sayımız onlardan fazla, ölülerimizin sayıları da onlardan fazla. Demek ki biz haklıyız.” demiş.


Başka bir ihtimal, Muhammet gerçekten elçi olduğunu ispatlamak için, ölülerin sayısı ile ilgili bir şeyler dedi. Birileri de mezarlara gidip onun dediğini yalan çıkardı. Sonra da bu ayetlerle iş toparlanmaya çalışıldı!

Açıp bir ilmihale falan baksam, kesin sure indiğinde oradaymış gibi anlatılıyordur ama hiç kafamı onlarla bulandıraman. Her ne olduysa, her neyin üzerine bu ayetler indiyse, artık hayata bir etkisi yok.

Hayata etki edebilecek bir anlam arayacaksak, o da şudur: Bir işin/oluşun doğruluğunu “bu doğrudur” diyenlerin niceliği belirlemez. İşin/oluşun kendi niteliği belirler.

Hayır, iş bildikleri gibi değil!miş. Bu cümle üç kere tekrar ediyor.

Ne olurdu şaşamaz ve aldanmaz bir bilgiyle bilseydiniz diyor. Bence harika olurdu. Çok da zor değildi. Peygambere vahiy geldiği gün, gök yüzüne dağılmayan ve şekli değişmeyen bulutlarla, Kelime-i Şahadet falan yazılsa, şaşamaz ve aldanmaz bir bilgiyle bilirdik. Gerçi o zaman böyle bir olay olsa, buna büyücülük derlerdi. Dün olsa, Haarp derlerdi, bugün olsa 5G teknolojisi ile yapıyorlar, derler. Cahile yine şaşmaz ve aldanmaz bir bilgiyle bil’diremezdi ama benim gibi birkaç kişi ikna olurdu.

Aslında burada bahsedilen Allah bilgisi de olmayabilir. Doğruyu bilmekten, hayatı doğru yaşamaktan bahsediyor olabilir. Yolunu şaşırmadan, aldanmadan. İşte onu bilmemiz mümkün gözükmüyor. Bugün doğru olan şey, yarın yanlış olabiliyor. Burada doğru olan, orada çok yanlış olabiliyor. Doğruya ulaşmak için bin dört yüz yıl önce inmiş ayetleri rehber edinmeye .alışırsak yaya kalırız. Dünya o dünya değil, biz de aynı inanlar değiliz.

Biliyor musunuz? Gerçekten haklı olabilir. İş muhtemelen bildiğimiz gibi değil! Eğer yaratıcısı olan, bir amacı, anlamı olan bir evrende olsaydık, iş muhtemelen bu kadar berbat olmazdı. Dünya her dönemde bu kadar acının yaşandığı bir yer olmazdı. İnanç özelinde az sayıda da olsa “doğru” insan olur ve arayanlar için onların yolu açık olurdu. Böyle her yol kanalizasyona çıkmazdı.

Yakında bileceksiniz de diyor, üçüncü ve dördüncü ayetlerde. O yakın, ölümden bir an daha uzak. Aslında şimdiden de bir an daha uzak.

Son üç ayette “Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.” diye başlıyor. Gözlerimizle göreceğimize bir daha yemin ediyor. Sonra nimetlerden sorguya çekileceksiniz deyip bitiriyor.

Nimet dediğinde bunu hep mal zenginliği ile birlikte anıyor ama inanın en büyük nimeti hayatı ve aklı. Asıl sorgu buradan gelecektir. Hayatında sana verdiğimiz akıl ile ne yaptın? Kullandın mı, yoksa başkasına mı emanet ettin diye sorsunlar. Bir çok eşekliğin yanında, anlatacağım bir iki başarılı hikayem olur.


15 - Kevser Suresi

İlkokul öğrencisi dostu, Kur’an’ın en kısa suresi!

Allah Muhammet’e Kevser’i vermiş. Yoğun güzelliği ve iyiliği, bereketi, tükenmez aydınlığı vs.

Daha da versin, gözümüz yok.

Karşılığı gibi, namaz kılmasını istiyor. Nasıl kılacağını ve vaktinde kılması gerektiğini bildiriyor. Tabii ki bu namaz Allah’ın faydasına olan bir şey değil, Muhammet’in ve diğer kılanların kendileri için faydalı. Tek istediği namaz değil bu ayette. Kavrayışını bilgi ile keskinleştirmesi ve eti yenecek hayvanı kesmesi de isteniyor.

Kavrayışını bilgi ile kuvvetlendirmek zaten namazın ayrılmaz bir parçası. Hatta namazın özü.

Eti yenecek hayvanı kes derken, herhalde onun yenmesinden bahsediyor. Yoksa kes bırak, kurban sun demek istemiyor. Benim burada anlamadığım namazı kıl ve kavrayışını bilgi ile derinleştir gibi iki temel öneriden sonra helal gıda olayına girilmesi. Aradaki bağlantı bende yok.


Hani çok meşhur bir laf vardır, “insan ne yiyorsa odur” diye. Ona mı bir atıf var? Yoksa, Platon “Devlet” kitabında hastalıkların nedeninin yediklerimiz olduğunu söylüyordu. O dönemlerde yaygın bir inanç olsa gerek. Buraya da bir atıf olabilir.

İlla bir yere atıf olmalı çünkü diğer iki tavsiyeden sonra yemek olayı çok alakasız kalıyor.

Bir sonraki ve son ayette yine peygambere güdüleme yapılıyor. Kendisine zorbalık yapılıyormuş çünkü soyu kesikmiş. Yani erkek evladı yokmuş. Asıl soyu kesik olan peygamber değil, ona bu konuda zorbalık yapanlarmış. Böyle denilerek bir nevi teselli veriliyor. Ancak erkek evlat verilmiyor.

Arap toplumunda erkek evladın övünülecek bir şey olduğunu daha önceki surelerde görmüştük. “Mal ve oğullar verilerek”” nimetlendirilenlerden çokça bahsedildi. Muhammet’in bu nimetten mahrum bırakılmasını nasıl yorumlamamız gerekiyor?

Kendisi gerçekten ilahi takdirden en fazla çeken kişilerden biri olabilir. Doğmadan babasını, doyamadan annesini, yaşına gelmeden koruyucu dedesini kaybetti. Amcası ona sahip çıktı, ancak bu amca da hiçbir zaman Muhammet’in dinine girmedi. Ve yaşayan bir erkek çocuğu da olmadı.

Allah sık sık inananları nimete erdireceğini söylerken, Muhammet’in bu derece mahrum olması çevresindekilere ne düşündürdü? Kendisine ne düşündürdü? O Allah ki bu kitapta mucize doğumlar anlatıyor. Geç yaşlarında İbrahim’e ve Yakup’a çocuklar müjdeleniyor. Eline erkek eli değmemiş Meryem’e, daha da büyük mucize, İsa müjdeleniyor. Muhammet ise sadece asıl onların soyu kesik denilerek teselli ediliyor.

Soyları da kesilmiyor! Bu zorbalar arasında Ebu Sufyan var mıydı? Bilmiyorum ama muhtemelen vardır. O olmasa, o aileden birileri kesin vardır çünkü en büyük muhalefet Ümmeyeoğullarından geldi diye anlatılır. Evet kitapta adları geçmiyor ama bir istisna yapıp diğer kitaplardan gelen bilgiye bakalım. Kavrayışımızı bilgi ile derinleştirelim.

Muhammet Mekke’den kovulur, Yesrip’e göç eder. Burada İslam Devleti kurulur. Savaşlar yapılır, Mekke fethedilir. Hayatta olanların neredeyse tamamı hiç değilse görünüşte dini kabul eder, Muhammet’e biat eder. Sonra din tamamlanır, Muhammet ölür. Yerine Ebubekir geçer, sonra Ömer, Sonra Ümeyyeoğullarından Osman. Ali, peygamberin amcasının oğlu ve damadı, dördüncü halife olur ancak önce peygamberin karısı Ayşe – ki Ebubekir’in de kızı, sonra Ümeyyeoğullarından, Ebu Sufyan’ın oğlu Muaviye isyan eder. İç savaş çıkar, Ali ortaya çıkan üçüncü bir grup tarafından öldürülür. Geride iki oğlu, Hasan ve Hüseyin kalır. Bu iki çocuk, peygamberin torunlarıdır. Ayrıca devletin başına geçen Ümeyyeoğullarına karşı da en güçlü iktidar adaylarıdır.

Hasan aniden vefat eder. Derler ki, Hasan’ın hanımlarından biri Muaviye ile anlaştı ve Hasan’ı zehirledi. Ne kadar doğrudur, bilemem.

Muaviye iktidar değişimindeki iç savaşları bahane ederek hilafet makamını saltanata çevirir. Buna karşı çıkanlar onun ölümü ile Hüseyin’in etrafında toplanır. Onu çağırır. Hüseyin yola çıkar, Kerbela’da Muaviye oğlu Yezit’in askerleri tarafından kuşatılır. Çok azı hariç, tüm ailesi vahşice öldürülür.

Peygamberin soyu bu iki torundan devam etmiştir, soyu kesik olmamıştır. Ebu Sufyan’ın soyu ise peygamberinkini katlederek gücüne güç katmıştır.

Yani kimsenin soyu kesilmemiş ama üçüncü jenarasyonda, kimin soyu kiminkine galip gelmiş, çok açık.

Cennette mutsuzluk yoktur derler. O zaman Dünya’ya bakış mümkün olmasa gerek. Bir de Allah’ın peygambere bazen gelecekten haber verdiğini söyleyenler var. Galiba her şeyi söylemiş. Yoksa Mekke’nin fethinden sonra tüm Ebu Sufyan soyunu kurutmasına kimse engel olamazdı


25 Kasım 2023 Cumartesi

14 - Adiyat Suresi

Yine yeminlerle açılıyor ama bu sefer neye yemin ettiğini anlamadım bile. Doğrudan yazıyorum

1-Soluyuşlarıyla ses çıkararak koşanlara/nefes nefese saldıranlara

2-Çakıp çakıp ateş çıkaranlara

3-Sabahleyin akın edenlere/baskın yapıp toprak fethedenlere

4-Derken, onunla toz duman çıkaranlara

5-Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara

Bunları yapanlar bir insan topluluğumu, doğa kuvveti mi, hayvan grubumu hiç belli olmuyor. Hem bu davranışlar övülüyor mu, bunları yapanlara sövülüyor mu o da belli değil! Her şeyi geçtim, bu davranışlar tam olarak ne, o bile belli değil! Gerçekten hiçbir şey anlamadım.

6. ayeti anladım. “İnsan, rabbine karşı çok nankördür.”

7. “Ve buna kendisi de iyiden iyiye tanıktır.”

Bu nankörlüğün nedeni de bir sonraki ayette mal ve servet arzusuna bağlıyor. Eh bu da yalan değil. İnsanı en çok azdıran ve yoldan çıkaran şey mal ve servet arzusudur. Sadece din, iman yolu diye anlamayın. Burada yol derken herhangi bir yoldan bahsediyorum.

Geri kalan ayetlerde kabirler içindekiler dışarı fırladığında, göğüslerin içindekiler derlenip toparlandığında Rableri onlardan iyice haberdar olacaktır deniyor. Bahsedilen zaman kıyamet mi emin değilim ama Rablerinin onlardan iyice haberdar olması için belli bir zamana gerek yok diye biliyorum. Allah zamandan ve mehandan ayrı olduğu için olmuş, olan ve olacak olan her şeyi tek bir an içinde bilmiyor mu zaten?


23 Kasım 2023 Perşembe

13 - Asr Suresi

Üç ayetlik mini minnacık bir sure Asr Suresi. İnsanın barışa yönelik işler yapıp, birbirine hakkı ve sabrı öneren küçük bir zümresi hariç, insanların gerçekten hüsran içinde olduğunu söylüyor.

Maalesef haklı. Top tepen bir vasatın, bed sesiyle şarkı söyleyen bir çiyanın, hayat kurtaran doktordan, insan yetiştiren bir öğretmenden milyonlarca dolar daha fazla kazandığı bir dünyada yaşıyoruz ve öyle ya da böyle, hepimiz bunu kabullenmişiz. İnsanlığın değer ve öncelikleri sorunlu. Bu dün de böyleydi, korkarım yarın da böyle olacak. Çok azımızın sesi çıkacak, çok daha azımızın sesi duyulacak...


22 Kasım 2023 Çarşamba

12 - İnşirah Suresi

Göğsü açılıp genişletilmiş, üzerinden ağır yük indirilmiş, şanı yüceltilmiş. Her zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka varmış. O halde işin biter bitmez, yenisine koşsunmuş.

Ve yalnız rabbine yönel! (94/8)

Burada Muhammet’e, peygamberlik görevini ifa ederken yapılan yardımlar sıralanmış. Belli ki bu sureden önce peygamber şikayet etmiş. “Olmuyor, çok zor, yapamıyorum” demiş. Allah da “olacak, bak bunu bunu yaptım, daha da yapacağım ama sen de boş durma, bir işi halledince öbürüne koş” diyor. Rabbinden başka yere yönelmemesi gerektiği de tekrarlanıyor.

Gerçekten insanın özgür iradesi çok kuvvetli. Allah ile doğrudan temas halinde olan bile, beyinsiz bir zombi gibi Allah’ın her istediğini yerine getiremiyor. Kendinden tamamen vazgeçmiyor. Bazı şeyleri yapamıyor, bazılarını eksik yapıyor, bazılarını da yapamayacağını düşünüyor. Allah da “ol” deyip, oldurmuyor. Müdahalesi motive etmekten öteye pek gitmiyor. Peygambere kanat verip onu uçurmuyor, eline sihirli değnek vermiyor. Daha önemlisi, beynini tamamen boşaltıp onu kuklaya çevirmiyor. Mankurtlaştırmıyor. İkna ediyor. Yaparsın koçum, yaparsın ben yanındayım diyor. İnsanın özgür iradesinden bahsediyorsak, olması gereken de bu.

Bu surede geçen açıp genişletmedik mi senin göğsünü! ifadesi çok meşhur.

-Melekler yer yüzüne inmiş de ameliyat yapmış.

-Yok aslında uzaylılar yapmış.

-Kötülüğü çıkarmışlar!

-Hayır, peygamberliği koymuşlar!

Oldu olacak “kurabiye yedirip seçilmiş kişi programını yüklemişler” de deselermiş.

Bu insanın mistik şeyler arayışı hiç bitmiyor. Evladım hiç mi göğsünüz daralmadı, çok sıkılmadınız. Sonrasında hiç mi ferahlamadınız? Niye böyle doğa üstü bir şeyler yüklemeye çalışıyorsunuz? Allah ferahlık vermiş işte, anlattığı o! Başka bir şey değil. Surenin kalanı da bunu destekler nitelikte zaten.

İnsan gerçekten doğası gereği putperest, ben ikna oldum. Put yoktur diyen bir kitapta bile kendi putlarını arayıp, bulamayınca oluşturuyor.

He ileride, bu kitapta da mucizevi olaylar göreceğiz. O zaman mucizevi olaylar hakkında da yorum yapacağım.


17 Kasım 2023 Cuma

11 - Duha Suresi


Kuşluk vaktine ve gelip oturduğunda geceye yemin ederek başlıyor.

Müjde! Allah peygamberine darılmamış ya da onu terk etmemiş. Demek ki bu sure öncesinde böyle olduğunu düşündürecek bir şeyler olmuş. Fazla merak etmeyin, ne olduğu da zaten söylenecek.

Dünya da olur, ahiret de olur... Sonrası, senin için öncesinden güzel olacak, diyor. Daha mutlu olacakmış. Allah verecek, Muhammet de memnun olacak. Bizlik bir durum yok, aralarında konuşuyorlar gibi duruyor ama öyle değil. Bu sure put kırma surelerinden bir tanesi. Kırmak istediği put ise hala dimdik ayakta.

Allah zaten onu bir yetim olarak bulup da, bağrına basmamış mı?

Hani çeviride mi anlam değişiyor bilmiyorum ama bulmak için önce habersiz olmak ya da kaybetmiş olmak gerekiyor. Allah yetim olarak bulamaz ki! Daha yetim kalmadan yetim kalacağını bilir zaten.

Şaşırmış olarak bulmuş da, kılavuzluk etmemiş mi?

Demek ki peygamber de bir zaman için yolunu ararken şaşırmış. O kadar şanslı ki ona Allah bir şekilde kılavuzluk etmiş. Tüm şaşkınlara nasip olur inşallah!

Gerçi bu kılavuzluk için önce şaşırmak gerek. Şaşırmak içinde sınırları olan güvenli yoldan dışarı adım atmak, bir labirente bile isteye girmek ve yolunu bulmak için uğraşmak gerek. Emin olunan doğru yollar, beklenmedik sonlara çıkabilir. Şu inşallahı değiştireyim, inşallah önce herkes şaşırır da, sonra Allah tarafından kılavuzlanır.

Aile geçindirme zorluğu içinde bulmuş da, zengin etmiş!

Bize öğretilen, peygamberin ailesinin, sonradan evlendiği hanımın zengin olduğu idi. Demek ki işler hep iyi gitmemiş, dara düşüldüğü olmuş. Halbuki anlatılan masallarda, dokunduğu bile bol rızka kavuşuyordu. Böyle tepesinde bulut falan geziyordu, güneşten de yanmasın diye...

Asıl vurucu kısım şimdi geliyor.

O halde yetimi örseleme!(93/09)

Yoksulu/bir şey isteyeni azarlama!(93/10)

Aman aman... Peygamber böyle şeyler mi yapmış? Darılma, terk etme olayının altında bu mu varmış?

Ben bu küsme olayını, daha doğrusu vahye bir süre ara verilmesi olayını duymuştum. Çevresindekiler falan dalga geçiyormuş, “Allah’ı, Muhammet’i terk etti” diye. Halbuki Muhammet bu durumda bile sıkıca imanına tutunmuş, Rabbin onu terk edeceğine bir an bile inanmamış, gibi şeyler anlatılıyordu.

Alakası yok! Allah terk etmemiş, darılmamış ama vahye ara vererek bir mesaj da vermiş. 9 ve 10. ayetlerde söylenenleri yapma! Bir daha yapma!

Burada peygamberin istese bile günah işleyemeyeceği söylemi çöp oluyor. Peygamber günah işliyor, hem de en büyüklerinden. Kibirleniyor, altta gördüklerini hor görüyor.

Normalde bu tip bir sureye, yani Allah’ın sadece Muhammet ile konuşur gibi olduğu bir sureye “iyi ama bana ne” derdim. Yani “aranızda halledin, kitaba yazmanın kime ne faydası var” derdim. Yoksulu, yetimi itip kakmama meselesi de daha pek çok surede söyleniyor zaten... Hayır, iş öyle değil. Bu sure, yanlış bir inanışı -tanrısallaştırılmış peygamber imajını, yıkıyor. Peygamber de hata yapar, hatta büyük hata. Bunu ileride daha sert tehditler ile göreceğiz.

Ve peygamberlik kaybedilebilir. Ara bunu gösteriyor. Ya yolda bir yerde gerçekten kaybedilmişse?

Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle dile getir.(93/11)

Şöyle uçuyordu, böyle hayırlıydı, tüm kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştı... Hepsi yalan! İnanmayan için zaten yalan da, inanç için de yalan! Eğer din hak ise, kaç kişi sırf peygamberi putlaştırdığı için cehennem yolunu tutacak çok merak ediyorum. Acaba bu inançsız kula, sadece bir anlığına da olsa onların yüzünü görme şansı verilir mi? Çığlıklar içinde yanarsam, bunların sıfatını hatırlar da araya kahkaha sıkıştırırım.


Bonus - Tekvin (1-25)

  Evet, normal akıştan farklı olarak bugün Eski Ahit’te, bizde daha sık kullanılan adıyla Tevrat’a giriş yapıyoruz. Eski Ahit hem Kur’an’dan...