Meryem Suresi
Sure üç farklı konu üzerine kurulmuş. İlk kısım peygamber kıssalarından oluşuyor. Bu kıssalar içerisinde Meryem ve İsa anlatılırken, “Tanrı oğul edindi” diye basitçe nitelendirdiği Hristiyan inancına şiddetli itiraz ikinci konu olurken, klasik cennetlik ve cehennemlik kullar pasajları üçüncü konuyu oluşturuyor. Tüm konuların ortak teması ise Hristiyan inançlarına karşı çıkmak.
Her ne kadar surenin adı Meryem olsa da, ilk anlatılan kıssa Zekeriya ve oğlu Yahya oluyor. Zekeriya Rabbine gizli ve kısık bir ses ile demiş ki:
“Kemiklerim gevşedi, ihtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuştu. Sana yakarma konusundaysa hiç elim boş kalmadı. Ardımdan gelecek yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım ise kısır. O halde bana katından bir dost bağışla, ki bana ve Yakup ailesine (İsrailoğullarına) mirasçı olsun. Onu hoşnutluğunu kazanmış bir kul eyle!”
Bunun üzerine Zekeriya’ya adı Yahya olan, daha önce kimse ile adaş yapılmamış bir oğul müjdeleniyor. Fakat Zekeriya’nın kafasına yatmıyor. Şüphe edip diyor ki: “Ben geldim bilmem kaç yaşıma, e karım da doğurganlığını yitirmiş benim nasıl çocuğum olsun?”
Cevap olarak bunun Allah’a kolay olduğu nitekim daha önce hiçbir şeyken Zekeriya’yı yaratanın da kendisi olduğu bizzat Allah tarafından vurgulanıyor.
Zekeriya yine tam ikna olmamış olacak ki, bu sefer bir işaret istiyor! Aldığı şey sapasağlam olduğu halde üç gün boyunca kimseyle konuşamamak oluyor. Galiba bir çıtırdan cezalandırılmış oluyor.
Bunun üzerine Zekeriya yakarış yerinden ayrılıp halkının karşısına geçiyor ve onlara sabah akşam tespih edin işareti veriyor.
Şimdi anlatırken de söyledim, dikkat etmemiş olanlar için bir daha vurgulayayım, Zekeriya’nın Allah ile birebir iletişimi var. Öyle arada vahiy meleği falan yok. İşte bu kadar yüksek mevki peygamber, çocuğu olacağını duyduğu zaman Allah’ın bunu yapabilecek olmasından şüphe edip “nasıl olur” diye sorguluyor. Durum ortada çünkü. Adam yaşlı, karısı kısır! Allah “Bu budur” dediğinde dahi şüphesi dağılmıyor, işaret ver bana diyor! Diğer kıssalardaki şüpheleri de gösterdikten sonra, kendim de bir yorum yapacağım.
Kıssada bana garip gelen bir kısım daha var. O da “yakarış yeri”nden bahsedilmesi. Bunun ne olduğuna dair tahminimi tefsirlere bakıp doğrulattım. Zekeriya Mabet’te görevliydi. Kuran’a el-Mihrab olarak geçen ifade Harun soyundan gelen kahinlerin Mabet içerisindeki özel alanlarıydı. Eski Ahit’te bu kahinler ve görevleri uzun uzun açıklanır. İnanılmaz sıkıcı bölümlerdir ama dişi sıkıp okumak buradaki yakarış yeri tabirini hemen anlamayı mümkün kılıyor.
Herhalde size İslam’da ne kahinler gibi ruhban sınıfı olmadığını, ne de dua/yakarış için kimsenin özel alanı olmadığını söylememe gerek yoktur!
“Ey Yahya! Kitabı kuvvetle tut” denilerek Yahya kısmına geçiliyor. Bu sözle anlatılmak istenen Yahya’nın henüz sabi iken bile ona hikmet verilmiş olmasıymış. Ona ayrıca kalp yumuşaklığı ve temizlik verilmiş. Kötülükten sakınan bir kulmuş. Ebeveynlerine iyilik eden, zorba ve isyancı olmayan biriymiş.
“Selam olsun ona , doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün.”
Anlattığım bu kıssa biraz daha farklı olmakla birlikte Luka İncili’nin ilk kısmında da anlatılıyor. Farklı olarak orada Zekeriya’nın Yahudiye Kralı Hirodes zamanında Aviya bölüğünden bir kahin olduğu doğrudan söyleniyor. Zekeriya Allah ile doğrudan konuşmuyor. Buhur yaktığı sırada Cebrail ona sunağın sağ tarafından zahir oluyor. Zekeriya şaşırıp korkuya kapılıyor. Duasının kabul edildiğini karısı Elizabeth’in ona bir oğul doğuracağını söylüyor. Zekeriya şüphe edince, buna hafiften bozuk atıp konuşamama cezasını veren de Cebrail oluyor.
Yahya ise çok sevilecekmiş. İsrailoğullarından çoklarını Rabbe döndürecekmiş. İçki ve şarap içmeyecekmiş. Daha annesinin karnındayken Kutsal Ruh ile dolacakmış.
Kur’an’a göre Zekeriya çok net peygamber. Ayrıca halkının da lideri olmalı ki, kendisinden sonra Yakup Ailesine mirasçı diliyor. İncil’de ise sadece bir ruhban. Daha sonra gelecek Kur’an ayetlerinde ruhbanlık reddedileceği için, Zekeriya’nın peygamberliğe yükseltilmiş olması muhtemeldir. Ayetlerin iniş sıralaması doğru ise, bir insan ruhbanlığı yasaklamadan, daha önceki bir eserde ruhban olarak tanıtılan kişiyi durduk yere peygamberliğe yükseltmez. Yani burada Kur’an kendisi ile çelişmeden, gelecekte reddeceği bir şeyin kutsal bir kişiye atfetmesi çelişkisinden kurtulmuş. Eğer Muhammet oradan buradan duyduğu kıssaları aklında kaldığı kadarıyla tekrar ediyor olsaydı bu değişikliği bu noktada yapması makul olmazdı. Burada bir düzeltme var gibi. Ancak, “yakarış yeri” tanımının varlığı ve kabulü bu dediğim önermeyi sakatlıyor gibi. Sonuçta benim gibi pek az Eski Ahit bilen biri için bile ekşi bir tat bırakıyor. Doğrudan ruhban denmese de, yakarış yerinde bulunması Zekeriya’nın kahin olduğunu belirtmiş oluyor. Daha korkuncu, elimizdeki Eski Ahit parçalarını da teyit etmiş oluyor. Bunun neden korkunç olduğunu bonus olarak Eski Ahit ve Yeni Ahit bölümlerini incelediğimde anlatırım.
Kur’an’da Zekeriya bir varis isterken, Luka’dan anladığımız kadarıyla doğrudan evlat istemiş. Bu durumda Kur’an Zekeriya’nın müjdeye verdiği tepki anlaşılır olurken, Luka Zekeriya’nın ki saçma kalıyor. İstedin verdi işte, neye şaşırıyorsun?
Konuşamamanın ceza olduğu Luka’da daha açıkça söyleniyor. Ancak bu cezayı verenin Cebrail olması tevhide zeval verir gibi. Sonuçta ceza da ödülde Allah’ın elinde olmalı.
Ana rahminde kutsanan Yahya da uçuk kaçıkken, Kur’an da buna yakın olarak çocukken hikmet sahibi olması var. İkisi de mucizevi ancak Kur’an’ın ki bir tık daha olabilir gibi.
Yahya’yı öven Luka İncil’i bu övgüye onun şarap içmemesini de katıyor. Hıristiyanlığın aksine şarap içmeyi doğrudan haram kılan İslam’ın kutsal kitabı ise Yahya’nın bu özelliğini övmeyi pas geçiyor. Şarabın yasaklandığı ayetlerinde henüz inmediğini belirtelim. Peki bu size ne söylüyor?
Devamke...
İkinci kıssa olarak Meryem kıssası başlıyor.
O ailesi ile bazı nedenlerden ayrılmış ve doğu tarafına çekilmiş. Onlarla arasına bir perde çekilmiş. Sonra ruh ona gönderilmiş ve bir insan erkeği formunda görünmüş. Meryem bu erkeği görünce: “Sen takva sahibi biriysen dikkatli ol demiş.” Kendisine İsa müjdelenince “benim elime erkek elideymedi, kahpe de değilim ben” demiş. (Sılat-şeyming alert!)
Belli ki sinirlenmiş yani, olayı başta anlayamamış. Sonra ona bu yaratımın bir mucize olacağı, bunu yapmanın Rab için zor olmadığı söylenmiş.
Gebe kalıp uzak bir yere çekilmiş. Sonra doğum sancıları tutunca bir hurma ağacının dibine gitmiş. Çok da dertliymiş. Keşke ölseydim, unutulup gitseydim diyormuş. Bunun üzerine aşağısından biri ona seslenmiş. Demiş ki: “Tasalanma, Rabbin senin için alt yanın da bir su kaynağı vücuda getirdi. Hurma ağacının kütüğünü de kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma dökülecektir. Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen de, Rahman için oruç adadım. Onun için bugün insan cinsinden kimseyle konuşmayacağım” de.
E “kimseyle konuşmayacağım derken de konuşmuş olmuyor mu” diye sormayın!
Çocuğu doğurup kendi toplumuna dönmüş. Tahmin edersiniz ki kötü karşılanmış. Babası belli olmayan bir çocuk ile geliyor sonuçta. “Vah” demişler, “senin baban iyi adamdır, anan da kahpe değildi.” (sılat-şeyming toplumda norm olmuş!)
Meryem çocuğu işaret edince “biz beşikteki çocukla ne konuşalım” demişler ama bebek dile gelip kitaplı peygamber olduğunu ilan etmiş. Hayatı boyunca bulunduğu yerin bereketli olacağını, ona dua ve zekatın önerildiğini, annesine iyilik yapmasını ve zorba olmadığını da söylemiş.
“Selam olsun ona , doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün.”
Hakkında tartışılan İsa işte buymuş.
Sonra İsa’nın tanrının oğlu olması meselsi tabii ki reddediliyor. Allah bir şeye ol derse, olur, başka da bir şeye gerek yok deniyor.
Hristiyanlara çağrı yapılıyor ve hepimiz aynı Rabbe inanıyoruz, gelin doğru şekilde inanın diyor. Bak aranızda da bilmediğiniz konulardan dolayı itilafa düştünüz, bölündünüz. Büyük günün tanıklığında inkarcılara lanet ediliyor. Bize gelecekleri gün neler işitip, neler görecekler denilip zalimlerin sapkınlık içinde oldukları vurgulanıyor.
Muhammet’e hitap edip onları uyarmasını, çağırmasını istiyor. Onlar gafletten uyanmadan iman etmemişken işin bitirilmiş olacağını söylüyor.
Yer yüzü üzerindekilere onlar mirasçılarmış, biz onlara döndürülecekmişiz.
Burada doğrudan Hristiyanlar ile ilgili kısım kesiliyor ve tekrar peygamber kıssası anlatılmaya başlanıyor.
Bir sonraki anılan peygamber, peygamberin en büyüğü gibi duran İbrahim. Burada babası ile diyaloğu veriliyor.
Babasını putperest olmaması konusunda uyarmış. Babası da ona “seni taşlarım” diye cevap verip yanından kovuyor.
İbrahim babasını ve kavmini terk etmiş, onlar için bağışlanma ve doğru yola kılavuzlanma istemiş. Allah onu çok sever ve ona karşı lütufkarmış.
Ona yarıldıktan sonra İshak ve Yakup bağışlanmış ve onlar da peygamber olmuş. Bundan sonra gelen bütün peygamberler de bir şekilde İbrahim soyundan olacaklar. Nedense bu ayette İsmail anılmamış. Oysa Arapların atası olduğuna inanılan İbrahim oğlu İsmail’di.
Bu kıssalarda kendisinden sonra gelen tüm peygamberlerin atası olan İbrahim’i taşlamak isteyen babası. Yani kıssanın kötü adamı! Dini yalan sayıldığı zaman verdiği tepki taşlama tehdidi oluyor. Oysa bugün şeriat ülkelerinde, hatta bizim gibi laik ülkelerde, “sizin din yalan” dediğinizde şiddete başvuran hep müslümanlar oluyor. Bu müslümanlar, kıssalarda anlatılan “yanlış yolda olanlara” ne kadar çok benziyor!
Bir sonraki anılacak peygamber Musa. Ona Tur’un sağ tarafında fısıldaşam kimseler kadar yaklaştırdık, deniyor. Kardeşi Harun, ona yardımcı peygamber olarak verilmiş. Yani Musa öyle büyük lütuflara ihsan olmuş ki, adama yardımcı peygamber veriliyor.
İsmail’i ve İdris’i anmasını söyledikten sonra peygamber kıssaları kısmı bu sure için bitmiş oluyor.
Bu kısmı kapatmadan Zekeriya ve Meryem kıssaları hakkında bir detaydan bahsetmek istiyorum. Her ikisi de vahye muhatap olmuş vaziyete. Hatta Zekeriya’nın doğrudan Allah ile konuşmuşluğu var.
Buna rağmen Zekeriya çocuğun olacak dendiğinde şüphe ediyor. Meryem hamilelik sona yaklaşırken adeta isyan edip “ölseydim de bunlar başıma gelmeseydi” diyor. Bunlar benim yorumum değil, surenin bize aktardıkları. Bu kişiler en zor kısmın, inanmanın sınavında değiller. Biliyorlar Allah’ı. Buna rağmen, bildikleri Allah’ın işlerinde şüphe ediyorlar, başlarına verdiği işlere isyan ediyorlar.
Siz nasıl etmiyorsunuz? Bize kalan dünyaya, katliamlara, sömürülere, yalanlara, evimize girmiş bizi dinleyen, ihtiyacımız olmayanı satmaya çalışan reklamları gözümüze sokanlara, içtiğimiz suyu kirletenlere, çocuğumuzun güvenle parkta oynayabilmesini engelleyenlere, adam öldürüp üç beş yılda hapisten çıkanlara? Tüm bunlar olurken sadece izleyen ve bizden binlerce yıl önce gönderilmiş eserleri okuyup, hayatımızın gerçek sorunlarına çok az değine kitaba imanızı isteyene?
Allah Meryem’in karnına babasız çocuğu koydu, kadın isyan etti. Bize tam koydu, susup sadece sabır! E ama gerçekten “ya sabır!”
Sure bu sayılanların İbrahim ve Yakup soyundan gelen peygamberler olduğunu söylüyor. Benim de yukarıda belirttiğim gibi. İsmail’in surede geçmeme nedeni bu olsa gerek.
Ancak bunlardan sonra namazı/duayı unutan, şehvetlere uyan bir nesil gelmiş. Aralarında elbette iyi olanlar hariç, sonları iyi değilmiş. O tövbe edenler, hayıra yönelik işler yapanlar cennete gideceklermiş. Sonraki ayetlerde bu cennet biraz tanıtılıyor.
Bu ayetler rabbin isteği ile iniyormuş. Her şey onunmuş. O unutkan değilmiş. O Rabbe ibadet et! Ona ibadette sabırlı ol! O’na adaş birini biliyor musun?
Tevhid zaten kafama yatıyor. Aksi saçma olurdu. Ya tek, ya yok diyorum. Eh çalışmak ibadet olduğuna göre, şu yaptığım iş, kitabı okumam, düşünmem, yazmam da bir ibadet. Emin olun çok sabır isteyenlerden hem de! Tekerleme gibi okumak çok daha kolay.
Dirilmeye inanmayanlara “sizi daha önce yoktan var eden bizdik” deniyor. Sadece bunu demiş olsa yeterince geçerli bir kanıttı ama cümleye “hatırlamıyor mu” diye başlıyor. Hatırlıyor olabilir mi ya?
İki ayet cehennem korkutmasından sonra 71. ayette cehennem kast edilerek “içinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu rabbin üzeride kesinleşmiş bir hükümdür” diyor. Yani kimse bundan azade değil, herkes yaptığının bedelini ödeyecek. Sen de, ben de, evliya edindikleriniz de, peygamberleriniz de. Bunu kıvırmanın, sırat köprüsünden geçiş o ya demenin, gireceğiz ama ateş yakmayacak demenin alemi yok. Ben kabullendim orada olmayı, siz de hazırlayın kendinizi.
Sen, ben, hatta peygamberler bile neyse, hepimizi var ayıbı. Herkesin içinde doğumda ölen bebek de var yahu? O neden tadına bakıyor cehennemin?
Neyse ki zalimler orada kalırken, sakınanlar kurtarılacak. Bebek ne zalimdi, ne de sakınanlardan! O ne olacak? Torpilli olarak doğrudan cennet desek, e bu da adil değil sanki. Ben çözemedim, çözebilen varsa söylesin.
İnkarcılar, kendi konumları üzerinden büyüklük taslayıp, bizim durum daha iyi diyorlarmış. Tabii ki onlara sadece süre verilmiş. Kıyamet koptuğundan göreceklermiş kimin makamı gerçekten daha üstün. “Barışa ve hayra yönelik kalıcı işler, Rabbinin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır”
Farkındaysanız daha çok namaz kılan, oruç tutan, imanda en önde koşan falan demedi.
Ayetleri inkar eden “bana mal ve evlat kesinlikle verilecek” diyeni gördün mü, diye soruyor. O gaybtan bilgi mi almış yoksa Rahman katında bir söz? Kendi sorusunu cevaplayıp, hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabı uzattıkça uzatacağız, diyor.
“O dediklerine biz varis olacağız, kendisi bir başına bize gelecek” diye de ekliyor.
Ya ben bu adamı görmedim tabii ki de, sürekli kendilerini cennetlik ilan edip, oradaki ödülleri ağzı sulana sulana anlatan çok cübbeli gördüm. Biri şarap peşinde, öbürü bilmem kaç huri, dikliğini kaybetmeyen s.k diyor. Bu kendisine mal ve evlat verileceğini söyleyen elemana benziyorlar.
Kendilerine onur ve destek edinsinler diye Allah dışında ilahlar edindiler, diyor.
Ya bu tam olarak tarikat işte. Ben müslümanım demek, herkesin müslüman olduğu ortamda yetmiyor bunlara. Ben nakşinin bilmem ne kolundanım falan diye kendilerine sahte ilahlar üzeriden kimlik inşa ediyorlar. Eşcinsellik kimliğine bürünenler cennete gider de, tarikat kimliği taşıyanlar yanar da yanar benden söylemesi...
Bunların üzerine şeytanları salmışlar, onları kıvırtıp duruyormuş. Günleri de sayılıyormuş. Gün gelecek, sakınanları Rahman huzurunda toplayacaklarmış. Suçlular da yaya olarak cehenneme sevk edilecekmiş.
“Rahman katında söz almış olanlardan başkaları şefaat imkanı bulamazlar” demiş 87.ayet. Yanlış mı okudum, anladım ben bunu? Suçluların sevkinden hemen sonra gelen ayet bu. Aralarında, Rahmandan söz almış ve şefaat edilecek olanlar mı var? Bu olsam bile, adil bir durum mu? Acaba kategorik olarak şefaat alanlar mı var, yoksa bireysel olarak seçiliyor mu? Oldu olacak Instagram çekilişi ile belirlensin. İnşallah ben yanlış anlıyorumdur deyip geçiyorum.
“Rahman çocuk edindi” diyenlerin çok çirkin bir iş yaptıklarını söylüyor. Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek deniyor. Ohoooo, çocuk iyi bence. Gönderdiği peygamber için “Allah’ın sevgilisi” deniyor bugün. Geçenlerde gördüm biri Allah eşittir peygamber, peygamber eşittir Allah diyordu. Allah düşmek üzereyken onu kolundan tutup düşmesini engelleyen Gavs falan var. Çocuk edindi olayı çok basit kalıyor. Ne göğe bir şey olur, ne yere!
Yer ve gök arasında bulunan herkes, Rahman’a kul olarak gelecekmiş. Şu durumda Mars’ta falan koloni kurarsak, orada ölenler hesaptan yırtmış oluyor galiba.
Allah hepimizi tek tek saymış ve kuşatmış. Hepimiz ona tek tek gidecekmişiz. Yok yanlış biliyor, ben cübbeliden dinledim, Halidiye kolu hep birlikte şey olacak. Meleğe ben halidiyedenim de, bırakacakmış falan seni. Öyle bir ekip onlar. Eheeeyy be. Bu kitabı cübbeliyi yalanlamayacak şekilde baştan yazmak lazım.
Hee cübbeliye salladık da, yetmez. Ümmet olarak gitme de yok. Hani biz müslümanız, bu işten zaten yırtarız. En fazla biraz, bronzlaşacak kadar yanarız kafasını da bu ayet bozuyor. Herhangi bir grup kimliğine sığınma imkanın olmayacak demek bu, teker teker karşısına çıkma işi.
İman edip, barışa hayra yönelik işler yapanlar içinse bir sevgi oluşturacakmış.
“Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, sakınanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın”
Yani bu kolaylaştırılmış bir metin. Bunu anlamak ve anlatmak için işleri olduğundan daha karmaşık hale getirmek, Allah’ın yöntemine ve peygamberin uygulamasına ters. Zaten bu kitap insanlar için gönderildi ve insanların büyük çoğunluğu basitten anlar. Kendini sıradan insanın üstünde sananların söylemi ile insanların çok büyük kısmı avamdır. Bu yüzden peygamberin diliyle kolaylaştırıldı ki, hedef kitle anlayabilsin. Bunu teknik terimlerle açıklamaya muhtaç kılmak, amacın tam tersine hizmet olur. Bu kitaptan önce bilinmesi gerekenler koymak ön koşullar ve yöntemler oluşturmak da, istenilenin tam tersidir. Zaten bence bunu yapanlar, kitabın sözüyle yetinemeyip inanmak için kedilerine daha üst gördükleri anlamları üretmeye çalışanlardır.
Nice kuşağın helak edildiğini söyleyip onlardan birini hissedip, iniltilerini işitiyor musunuz diye sorarak sureyi bitiriyor.
Ben de bitirmeden önce bir şey ekleyeyim, surenin neredeyse tamamı Hristiyanlar muhatap alınarak oluşturulmuş. Ben onların teolojisinin uzmanı değilim ama şu “tanrının evlat edinmesi” kısmındaki eleştiri bana bu kitabın da söz konusu teolojiyi pek bilmediğini hissettiriyor. Sonuçta onar tanrı evlat edindiden ziyade, tanrı İsa’da insan olarak zuhur etti tarzı bir şey diyorlar. Ayrıca Hristiyanların mezheplere bölünmesi eleştirisi de bugünden bakınca boşa düşüyor. Çünkü bu kitabın takipçileri de en az onlar kadar hiziplere bölünmüş durumda.
Son olarak, Zekeriya’nın yaşlılık tanımlaması cidden çok güzel olmuş.
“Kemik gevşedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuştu.”
