18 Eylül 2025 Perşembe

40) Cin Suresi


Bilinen tüm kültürlerde olan bir hikayeden bahsedeceğim. Cinler... En eski yazılı belgelerden günümüze kadar yeni yeni hikayeleri üretilen, aslında bizden gizlenmiş olduğu söylenen ama her nasılsa sürekli “o birilerinin” gördüğü ve birlikte macera yaşadığı meşhur diğerleri! Aslına bakarsanız ben bunları biraz uzaylılara benzetiyorum. Uçan porselen tabakları ile galaksinin bir köşesinde buraya gelebilen ama köyde koyun otlatırken çüküyle oynayan çobanın bile gözlerinden kaçamayan uzaylılar hani!

Benim bildiğim en eski cin hikayesi, Sümer tanrıçası İnanna’nın başından geçiyor. Zatı şahaneleri kız kardeşi olan yeraltı tanrıçası Ereşkigal’ı görmek için yeraltına gitmeye çalışıyor. Cehennemin yedi kapısı var, İnanna abla her kapıda kıyafet ve güç kaybediyor. Sonunda Ereştigal bunu öldürüp duvara asıyor. Çok hayırlı kardeş! Neyse işte baba Enki olmaz öyle deyip İnanna’yı diriltiyor ama onun yerine yeraltına birinin inmesi gerekli. Kural böyleymiş! İnanna da yerine birini bulmak içim yukarı gönderiliyor, yanına da iki cin veriliyor. Bu cinler ki, tanrı yanlış yaparsa onu saçından tutup cehenneme geri sürükleyecek kadar güçlüler! Bizim İnanna yasını tutan tanrılar arasında gezip, kocasının yas falan tutmadığını, zevk-i sefa alemlerinde takıldığını görünce yerine göndereceği isim netleşiyor. Cinler bunu tutup yeraltına götürüyor. Kocasının adı da Temmuz. Bizim dile gelen adlarından birisi bu sadece, Sümercesi Dumuzi... bilin bakalım kutsal hayvanı ne? O da başka surenin konusu olacak.



Bu içinde cin geçen en eski hikayelerden birisi. Bugün de yeni hikayeler üretiliyor. Üretilen her hikaye gibi, bir amaca hizmet ediyor. Söz konusu olan bu kadar büyük bir motif olunca, kullanım alanları da büyüklüğüne oranla geniş oluyor.

DNA testi ortaya çıkmadan önce, cinler kadınlara tecavüz ediyorlardı.

Bebek ölümlerinin sebebi Lilith, Alkarısı gibi varlıklardı.

Sara nöbeti aslında cin çarpmasıydı.

Messi’ye uzaylı denmesi gibi, işinde çok iyi şairler cin dostuydu!

Bilin bakalım o defineyi neden bulamadınız? Evet, cinler taşıdı!



Cin, Arapça bir kelime, gizlenen örtünen anlamında... Bilmediklerimizi, anlayamadıklarımızı, gizlememiz gerekenleri sorumluluğuna verdiğimiz varlıksız varlıklar.

Bazen de gizleyecek bir şey olmasın diye öne sürülen sessiz gardiyan. Görünmez gözlemci.

İnsanın kafasındaki tanrı henüz her şeyi görüp bilemezken, onun yerine her yerde olabilecek ve görebilecek olanlar. Görünmez gözlemci, görünmez cezalandırıcı, görünmez sopa yani.



Belli ki birileri Muhammet’i peki ya cinler? diye sora sora darlamış ve hem bu toplumdaki “cin” inancının zararlı etkilerini ortadan kaldırmak, hem de Muhammet’e ekstra karizma kazandırmak için bu sure ortaya çıkmış.

Cinler topluluğu diyor ki; biz

1) Kur’an’ı dinledik ve hayranlık duyduk.

2) Bu kitap, doğruya, hayra yöneltiyor.

3) Biz de inandık ona.

4) Artık rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

5) Rabbimiz yücedir. O, ne bir dişi dost edinmiştir, ne de bir çocuk.

6) Doğrusu bizim beyinsiz, Allah hakkında lakırdı ediyormuş. Biz sanmıştık ki ne cinler ne insanlar Allah hakkında asla yalan söylemezler.

Burada durup cinlerin dediklerini biriktirmeden inceleyelim.

1) Evet kitap fena değil, ancak öyle hayranlık uyandıracak bir kitap da değil.

2) Hep dediğim gibi, kötüyü tespiti çok iyi yapıyor ama iyiye yönlendirme konusunda aynı başarıyı sergileyemiyor. Hatta hiç adil bulmadığım ve bunu dile getirdiğim ayetler de oldu. İlgilisi daha önceki sure yorumlarıma bakabilir.

3) Surenin belki de en can alıcı kısmı bu. Cinler Kur’an’da yazanların doğru olduğunu söylemiyor. Bu konuda onlar da insanlar kadar bilgisiz. Belli ki onlar arasından da Allah’ı gören ve bilen yok. Sadece inanıyorlar. Tıpkı insanlar gibi.

4) Bu arkadaşlar arasından da Allah’a ortak koşan çıkıyor. Demek ki onlar arasında da sakallı sukallı evliyalar var da, bir şekilde Allah’ın altında bir yerlerde panteon oluşturuyorlar.

5) Allah dişi dost ya da evlat edinmemiş. Belli ki Allah erkek! Karısı olması ve çocuk edinmesine itiraz var ama erkek olmasına cinlerden bir itiraz gelmiyor.

6) Görüldüğü üzere bu cin arkadaşlar baya baya salak. Türkiye’de on yaşında bir çocuk bile birilerinin Allah hakkında yalan söyleyeceğini bilir. Bu doğa üstü arkadaşlar ise buna hiç ihtimal vermemişler. Bu kitaba hayaranlık duymalarını şimdi şimdi biraz anlıyor gibiyim.



Buraya kadar ki kısımda cinler üzerinden Kur’an kendi kendisini övdü. Bundan sonraki kısımda insan – cin ilişkilerine bir düzen verilecek.

Deniyor ki; insanlardan bazı erkekler, bazı cin erkeklere sığınırmış, o cin erkekler de, insan erkeklerin şımarıklık ve azgınlığını arttırırmış. (tivitır feministleri haklı galiba, erkekler kapatılsın, ortada sorun kalmıyor gibi) Bu kötü cin erkekler, tıpkı sizin sandığınız gibi, Allah’ın kimseyi diriltmeyeceğini ve peygamber göndermeyeceğini sanırlarmış.

O dönem de her dönem olduğu gibi cinci hocalar var belli ki. Bu dolandırıcı arkadaşlar bir yandan lanetlenirken, bir yandan da cinlerle iletişimleri olduğu doğrulanıyor. “Yok oğlum böyle şeyler saçmalamayın” dese, büyük ihtimalle inananlardan bir kısmı dinden çıkar. Seviyoruz çünkü masalları. Biz düşünen değil, hayal kuran, hikaye üreten ve inanan türüz. Bu nedenle cinler ve cinci hocalar var ama iyi bir şey değil bu iletişim, bulaşmayın deniyor.



Hayal gücü biraz daha zorlanıyor ve tek başına dinden çıkaracak o kısma geliyoruz.

Şimdi bu kimsenin Allah hakkında yalan söylemeyeceğini sanan saftoroz cinler, göğe dokunmuşlar!!! Onu titiz ve güçlü bekçiler ve kayıp giden ışıklarla/ateşlerle korunur bulmuşlar. Eskiden göğün dinlemek için oturulan yerlerine oturur dinlerlermiş ama artık bunu yapan karşısında ışıklı/ateşli bir gardiyan buluyormuş. Bu yüzden onlar da artık bilmiyormuş yer yüzündeki şuurlular için hayır mı olacak, şer mi!



Sauron’un her şeyi gören gözü, ejderha alevi püskürterek, ölüm yıldızının inşaatını koruyormuş. Yani şu yukarıda yazana koşulsuz inanacak biri doğru koşullarda benim yazdığım açıklamaya inanır gibi.

Gerçekten bir yaratıcı varsa ve o gerçekten aklımızı kullanmamızı istiyorsa, sanki bu ayetleri ciddiye alamayan beni değil de, hiç sorgulamadan kabul eden müslümanı cezalandırır gibi geliyor. Bu ne oğlum, Yüzüklerin Efendi ve Yıldız Savaşları karışımı hayran kurgusu mu?

Klasik tefsirlere göre cinler Kur’an inemeye başlamadan önce çıkıp göklerde melekleri dinler ve bir şeyler öğrenirlermiş ancak Kur’an inmeye başladıktan sonra bunu yapamamışlar. Bu mantığa göre cinler Allah’ı doğrudan biliyor, melekleri ile konuşmaları ya da meleklerin Allah hakkındaki, gelecekte olacaklarla ilgili konuşmalarını dinliyor, ancak yine de iman etmiyor. Hatta bunları yapabiliyorlar ama aralarından çıkan şeytan evliyalarına kanıyorlar. Cübbeli Pazuzu, bu gökleri yoklayan cinleri Allah hakkında yalan dolanla kandırıyor. Biz de buna inanalım isteniyor. Ne diyeyim ki?

Durun ama daha bitmedi. Daha da fantastik bir hal alıyor. Bu arkadaşlar gökleri yoklayıp, kulaklarına bir şeyler çalınmasına rağmen iman etmediler ya. Hah işte Muhammet’i ve Kur’an’ı dinleyince, iman etmişler. Allah’a karşı gelemeyeceklerini, ondan kaçacak yer de olmadığını anlamışlar. Duyduğuma değil, gördüğüme inanırım denir ya, bunların ki tam tersi olmuş.

Ha bu arada aralarında hala da doğru yoldan sapmış olanlar var. Onlara dinlemek de yetmemiş, cehenneme yakıt olmuşlar! (Daha önceki surelerden öğrendiğimize göre cehennem yakıtı odundu. Odun olmuşlar yani)

Böylece cinlerin anlatımı sona eriyor ve klasik Kur’an konuşmasına geri dönülüyor.

Kullar dosdoğru yürürlerse, nimete boğulacaklarmış, sınanmak için. Kim bundan sonra yüz çevirirse, azabı büyük olacakmış.

18. ayette Mescitler yalnız Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte başkasına tapmayın. Deniyor. Bu ayet de maalesef son zamanlarda meşhur oldu. Maalesef diyorum ama sorun ayette değil tabii ki. Mesajı hem Kur’an’a hem de bana uygun. Sorun son zamanlardaki kullanımında.



Biliyorsunuz bugünlerde rabbi! tarafından kulağından tutulup makam dışına atılan bir cemaat artığının Dİ Başkanı olduğu dönemde, ülkemizin kurucusu yüce önder Mustafa Kemal Atatürk hiçbir hutbede anılmadı. Sadece bir kere, Ayasofya Müzesi’nin kapısının açık büfeye sunulmaya başlandığı törende, yine adı anılmadan lanet okundu. Heh işte Atamızın anılmamasını bu ayetle savunan, vicdan ve ahlak yoksunları türedi. Aklı başında hiç kimse zaten Atatürk’e tapmaz. Ancak Türkiye’de cemaatler açık açık Allah ile birlikte şeylerine tapıyorlar. Çoğu cami, mescit bunların şirk yuvası olmuş. Menzile, Süleymancıya, düne kadar Sümüklü Vaiz Fetoş’un piçlerine, irili ufaklı bir ton şeyhe ağzını açamayanlar, şirke şirk diyemeyenler, bir milletin Atasını anmasına tapınma diyor. Düştüğünüz, sustuğunuz şirkler sizinle Allah’ınız arasında. Ben inanmadığı Allah’ın koruyucusu değilim. Varsa belanızı versin, yoksa yok zaten.

Hemen ardından şöyle ayetler gelmiş. “Allah’ın kulu O’na ibadet etmek üzere kalktığında üstüne çıkarcasına etrafına üşüşüyorlar.

İbadet etmek dediği, sadece namazla olmaz. Onu kastetse salat derdi, çeviri de ona göre olurdu. Doğru bildiğini söylemek de ibadettir. Tıpkı benim şimdi yaptığım gibi.

Sonrasında Muhammet’e bu saldırılara karşı ne demesi gerektiği söyleniyor.

Ben kendisine hiç kimseyi ortak koşmaksızın yalnız rabbime yakarıp kulluk ederim.

Doğrusu ben size ne zarar verme ne de istikametinizi düzeltme gücüne sahibim.

Şüphe yok ki, Allah’ın dinini tebliğ edip gönderdiklerini yerine ulaştırmadıkça beni de Allah’a karşı kimse koruyamaz; O’ndan başka sığınılacak kimse de bulamam.

Doğrusu ben de, ibadet ettiğimde yalnız Tek Tanrı’ya ibadet ederim.

Doğrusu ben de, bir başkasına ne zarar verecek ne de onları düzeltecek güce sahibim.

Doğrusu ben, şüphelerim olsa da, ömrümün sonuna kadar, kimse dinlemeyecek olsa da, saldıranlar olacak olsa da, tehdit de etseler, doğru bildiğimi söylemeye devam edeceğim. Çünkü aksini yaparsam, başta kendi vicdanıma, sonra da varsa bir sorgu, orada sorgulayana cevap veremem. O saatten sonra, cennet bile içinde sonsuza kadar kalacağım cehennem olur.

Kendimi Muhammet ile bir tutmuyorum, ortak düşmanlarımız var sadece.

Bu ayetlerin devamında Allah’a ve resulüne karşı gelenlerin sonsuz cehennemle cezalandırılacakları, azabı gördüklerinde kimin yardımcılarının daha güçsüz ve sayıca az olduğunu anlayacakları söyleniyor. Bana karşı gelmek bedava, hatta beni ileri bile taşır.

Bu tehdit olarak kullanılan azabın ne zaman geleceğini Muhammet bilmezmiş. Gaybı yalnız Allah bilirmiş.

Ancak;

Allah seçtiği elçilerle bu gaybı paylaşabilirmiş. Onların önüne arkasına gözcüler koyarak.

Tefsirlere göre bu gözcüler vahye şeytan sözü karışmaması için koruyucuymuş. Bence peygamberlerin işlerini doğru yapıp yapmadığını gözlüyorlar. Görünmeyen gözcüler, sessiz gardiyanlar! Sonuçta elçiler de insan ve çiğ süt emmişler.


Bonus - Tekvin (1-25)

  Evet, normal akıştan farklı olarak bugün Eski Ahit’te, bizde daha sık kullanılan adıyla Tevrat’a giriş yapıyoruz. Eski Ahit hem Kur’an’dan...